Başka birini tanımanın imkansızlığını.
Yani, anlamanın ve anlaşılmanın imkansızlığını.
‘Hepsi babasının suçuydu’ diye iddia etti…
Artık tam anlamıyla insanlığımı yitirmiştim.
Hayatlarımız, konuşamayanın sessizliği ve anlamamış olanın sessizliği arasında seyir eder ve etrafında çiçeklerin olmadığı bir yerdeki arı gibi işe yaramayan, esrarengiz bir kader dolanır durur.
“Bu gördüğümüz sadece kabuğu. İçinde gizlenen, gözle görülemez…”.
..
Küçük Prens ekledi: “Ama gözler kördür. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir…”
..
Birinin sizi evcilleştirmesine izin verirseniz gözyaşlarını da hesaba katmalısınız.
Ve yıldızlar!
Her seferinde kitabı kapattığımda daha da anlamlı Küçük Prens, dostum..
Kendine, gülüne, koyununa ve gezegenine iyi bak.
Hem hayatı mahvolmuş, hem ruhu mahvolmuş, hem içinde güzel ve iyi ve saf olan ne varsa hepsi mahvolmuş gitmiş. İnanılmaz acılar çekmiş-hâlâ çekiyor. Her zaman çekecek. Onun için ne neşe var, ne huzur, ne de günahının affı. Bir suçlu gibi zincire vurulmuş bir kadın. Bir cüzzamlı gibi maske takan bir kadın. Ateş onu arındıramaz. Sular ıstırabını söndüremez. Hiçbir şey onu iyileştiremez! Hiçbir ilaç uyumasına yardımcı olamaz! Hiçbir afyon da unutmasına! Tamamen kaybolmuş durumda! Kayıp bir ruh o! Bir kadın ve bir erkeğin alışılageldik hikayesi; alışılageldiği gibi, hep yaşandığı gibi olan. Sonu da aynı sıradan son. Kadın acı çeker. Erkek özgür kalır.
Nasıl içimi bu kadar net görebildim her satırında, kendimle bütünleştirdim seni Rahel.
İçim acıdı senin hikayende, zaten aynı yerden içi acıyanlar tanır birbirini.
Hoşçakal merhametli, sevgi dolu kadın!
Hoşçakal Rahel!