Bir disiplin kadrosu içinde anonim kalmak Türk gençlerinin hoşuna gitmez. Meşrutiyet gençliği gibi Cumhuriyet gençliğinin de başlıca eksiği budur. Her gün aramızdan iltimaslıların ayrıldığını görüyorduk. Sivil vazifeler daha cazibeli idi.
İltimas ; hepimizin şevkini kırdı akşamları mektepten çıktıkça bizi herkeslikten kurtarabilecek bir yardım arıyorduk.
1914'te İstanbul havası, Enver'le kaplı, onunla aydınlık, onunla kapanıktı. Mukaddes Cihat, askerlik zorunu, Bir de taassup baskısı ile artıyordu. Bıyığını kesen bir zabitin merkez kumandanlığında dövüldüğünü istiyorduk.
Hususi kaleminde çalıştığım ve bana o kadar kudretli gelen Talat Bey'in bile onun gölgesinde kaldığını seziyordum. Esasen ona fikirci bir adam olarak bir değer vermemiştim. Bana göre bizim gençliğin aradığı hürriyetleri, kadın, tefekkür ve hayat hürriyetlerini ancak Cemal paşadan ve eğer varsa, onun kafasında olanlardan beklemek gerekti. Enver'le Müslüman ortaçağı, bütün yeşilliği ile devam edecekti.
Zafer bile neye yarıyacaktı? Bir cinayet olan bu soru, Anadolu ve Suriye'de Almanların nasıl bir maksatla çalıştıklarını gördükçe, sık sık zihnimden geçer oldu.
Hayır Türkiye'yi kurtarmak için, Alman zaferi yetmezdi. Enver'den ve almanlardan kurtulmak da lazımdı. Bunu kim yapacaktı?
20'den 24 yaşına kadar, bütün harpte hep bunu düşünüyordum.