Tank toplarının namlu ağızlarından alevler parladı. Hatlarımızda patlayan mermiler dizginlenemeyen bir panik yaratmıştı. Tanklar dar siperlerimize ulaştıklarında paletlerini siper boyunca sürmek için döndüler. Tanklar kemiklerini ezerken Alman askerlerinden acı feryatlar yükseldi. Yüz kızartıcı bir dehşetle kaçarken yaralılarımızı arkamızda bıraktık.
Ağaçların arasından koşarken gözleri keten çiçeği mavisi olan acemiye rast geldim. Yana doğru korkunç bir açıyla çıkmış bir bacağı ile -artık bu onun bacağı sayılamazdı- kendini bir ağacın gövdesine sürüklemişti.
Uyluk kemiğinin başı ve leğen kemiğinin bir kısmı yoktu. Bembeyaz yüzü ter damlacıkları ile kaplanmış bir halde elini kaldırdı.
"Unterscharführer Bartmann, siz misiniz?" Beni tanıması ile birlikte, kan çekilmiş dudaklarından zayıf bir tebessüm geçti.
Yanına diz çöktüm. "Ja mein junge, ben Usha Bartmann."
"Unterscharführer Bartmann," diye tekrarladı sakin bir sesle, "bir isteğim var."
Sözcükler daha dudaklarını terk etmeden dahi ne isteyeceğini biliyordum. Midem kasıldı.
Yaşam genç bedenini yavaş yavaş terk ederken, alt göz kapağından yaşlar boşalacak gibiydi. " Lütfen ... Beni vurun. "