Genelde Salomé döneminin epey ötesinde yazan bir yazar olmasına rağmen bu kitabın tam anlamıyla dönemini yansıttığını düşünüyorum. 19. Yüzyılın sonunda Rusyadaki toplumsal normları, kadın erkek ilişkilerini ve ilişkilere bakış açılarını, tabuları, gelenekleri -bazen de başka bir deyişle saçmalıkları- inceleyebiliyoruz eser içerisinde.
Feniçka'nın özgür kadın rolü ve insanların düşüncelerinden dolayı sevdiği insanla olan aşkını saklamak zorunda kalırken bundan duyduğu rahatsızlık hoşuma gitti. Sevginin saklanması gereken bir şey olduğunu düşünmedim hiçbir zaman ve bu acaba hangi aptal aklın ürünü oldu da günümüze kadar geldi hayret ediyorum.
Psikolog Max Werner de çatışmayı belirleyen diğer ana karakter. Gelenekçi birisi ve bana da Fenya'ya da çok zıt olan görüşlere sahip. Fenya gibi üniversiteyi bitirip üstüne bir de doktorasını yapmış kendi ayakları üzerinde duran bir kadın hakkında kitabın başında pek iyi düşünceleri yoksa da ilerledikçe onu önündeki niteleyici şeylerin dışında insan olarak görmeyi başarıyor ve iyi dost oluyorlar. Kendi sevgilisi ile Fenya'yı kıyaslıyor ara sıra ve kendiyle de Fenya'nın sevgilisini tabii. Bazen duyguları karışıyor ama Fenya'da böyle bir durum görmüyoruz. Fenya'nın duyguları daha çok kendi iç dünyasında karışmakla meşgul. Bir taraftan sevgilisinden gelen evlilik teklifi, bir taraftan bunun hiçbir şekilde hayallerinde yer etmemiş oluşu ve kendini "evin annesi" "yuvanın kadını" olarak görmenin şimdiye kadar savaşmış olduğu tonla şey için tamamen bir utanç tablosu olacağını düşünmesi onu büyük bir çelişkiye sürüklüyor.
Feniçka'nın idolüm olan kadınların arasına girmesi ve okurken oldukça keyif almam bu kitabın bende tatlı bir yere sahip olmasını sağladı, tavsiye