hamnet... hamnet... hamnet...
kitabi o kadar cok sevdim ki. hem bir suru sey soylemek istiyorum hem de soyleyecek bir sey bulamiyorum. kitap ustunde dusunmeye calisinca gogsume yerlesmis bir ip yumagi varmis gibi hissediyorum. kalbimi zorlamadigi icin yumusak ama nefes almami da pek kolaylastirmiyor. derin bir nefes almak istiyorum sonra. agnes, agnes'in kocasi, hamnet, judith...
daha baslamadan once bu kitabi sevecegimi biliyordum, ilk on sayfa sonra da kitaba tam puan verecegimi anladim. o kadar kesindi yani. latince ogretmeni ve agnes hakkinda okumayi cok sevecegimi kitabin birkac sayfasini cevirip gecince cok iyi anladim. bir yazar, daha baska ne hakkinda yazmak ister ki zaten, diye dusundum. bundan daha iyi ne olabilir? elinde boyle bir kurgu varken baska ne istesin bir yazar? gunlerce bir yere kapanip bu guzel seyi yazmak disinda ne istesin? tek kelimeyle harika olmus. hic shakespeare okumamis bir insan bile bu kitabi elinden birakamadan okur. onun hayatini hic merak etmeyen de buyuk bir keyifle okur, ki pek de onun hayati degil gibi zaten.
yazar kitabi olabildigince gerceklere dayali yapmaya calistigini soylemis ama kurgu olan kisimlari olsun olmasin, benim acimdan artik her sey gercekten bu sekilde gerceklesti, baska bir alternatifi yok.
betimlemelerin ve sahnelerin guzelligi... karakterlerin davranislarindaki dogallik, iletisim kuruslarindaki gerceklik onlari bir kurgu karakteri olmaktan cikarip kanli canli kisilere donusturmus. benim kadar gercekler artik. gercekte yasamis kisiler hakkinda yazilmis olmasina ragmen bu yazimin buyuk bir basari oldugunu dusunuyorum. cok guzeldi...
latince ogretmeninin babasiyla, ailesiyle, uzun yillar yasadigi aile eviyle olan iliskisi bahsedilen her aninda icimi acitan bir sey oldu. agnes, kocasinin bunaldigini,