Kitabımın bu sayfası özenle yazılmıştır.
Göz kamaştıran bir bahçeye girdiğinde gördüğün o kırmızı güllerin, masmavi sümbüllerin ve yemyeşil yaprakların aslında kendi özlerinde hiçbir renge sahip olmadığını bilmek insan aklını derin bir hayrete düşürür. Fizik ilmi der ki karanlık çöktüğünde bütün o büyüleyici renkler birden kaybolur zira yeryüzündeki her bir çiçek aslında gökyüzündeki o tek bir beyaz ışığın içindeki yedi ayrı rengi kendi kabiliyetine göre emip dışarıya yansıtan geçici birer perdedir. Çiçeğin üzerindeki o muhteşem renk onun kendi malı değil doğrudan güneşin o zengin hazinesinden ona saniyeler içinde gönderilen nurlu bir hediyedir. İşte aynen bu misal gibi fani mahbubların yüzlerinde tecelli eden ve kalbini deli divane eden o büyüleyici güzellikler de aslında o fani varlıkların kendi öz malı değildir. O güzellikler kainatın mutlak hakimi olan Allah’ın sonsuz cemalinden o fani aynalara anlık olarak süzülüp gelen geçici ilahi nakışlardır. Şimdi bu muazzam hakikati idrak eden bir kalp nasıl olur da rengin asıl kaynağı olan o devasa güneşi bırakıp sadece o solmaya mahkum çiçeklerin boyasına köle olabilir. İlk sayfalardan beri kalbinde taşıdığın o büyük aşk yangını aslında seni o geçici renklerin esaretinden kurtarıp doğrudan o renkleri var eden ezeli nurun kaynağına ulaştırmak için ruhuna yerleştirilmiş sönmez bir pusuladır. Sen yeryüzündeki güzelliklerin solup gitmesine bakarak hüzünle gözyaşı dökerken o sonsuz şefkat sahibi olan yaratıcı senin nazarı o çürüyüp gidecek olan fani suretlerden çekip hiç eksilmeyen o baki cemaline döndürmeni murat eder. Hayat yolculuğunda yaşadığın her kopuş her hayal kırıklığı kalbini o sahte boyalardan temizleyen ve ruhunu asıl vatanına hazırlayan nurlu birer uyanış fırınıdır. Bismillah diyerek adımladığın bu muazzam mülkte şahit olduğun her bir zerre kendi lisanıyla
Aşk
Soru : Ben rabbimin aciz kulu, günahkar kulu, düşmüş kulu. Ondan kaçan ama ondan başka kaçacak yeri olmayan kulu. O kulu ki, hem onu çok seviyor, hemde kulluk yapamıyor. Bir adım atar gibi oluyor. Hemen düşüyor. O halimi görmesin bilmesin diyorum. Sonra seni ondan başka kim kurtarabilir ki diyorum. Velhasıl onu çok seviyorum. Cevap : Hepimiz aynı haldeyiz. Aynı hali yaşıyoruz. Bu hali yaşamayan hiç kimse yoktur ve kulda böyledir zaten. Sürekli güzel yapmaya çalışır, doğru yapmaya çalışır, düşer kalkar, tövbe eder, istiğfar eder, rabbine döner, feryat eder, bir daha düşer, bir daha çabasını gayretini sarf eder, kalkar, yürür, koşar. Hayat böyledir. Bununla beraber Allah imtihanlara tâbi tutar. Her bir kulu imtihanlara tâbi tutar. Nefsinden kurtulsun, dünyadan kurtulsun, insanların şöyle yada böyle demesinden kurtulsun diye imtihanlara tâbi tutar. Hayat böyledir zaten. Bütün veliler de öyledir. Hiç biri halinden razı değil. Her biri eksik yaptığını söyler, her biri yanlış yaptığını söyler. Tabiki herkesin eksiği yanlışı kendine göredir. Ama hiç bir zaman benim işim tamamdır demez, diyemez. Biliyor. Buna hamd edip şükretmek lazım ki, Allah ile bir derdimiz var. Kul olmak gibi bir derdimiz var. Biri eğer kul olmaya çalışıyorsa, Allah ile bir derdi varsa, Allah onu rahmetinin içine almıştır. O mağfirete gark olmuştur ama böyle bir derdi olmayanlar tıpkı hayvan gibidir, hatta hayvandan daha aşağıdır. Allah ile bir derdi olmayan, rızasını kazanma derdi, cemalini kazanma derdi, dostluğunu veliliğini kazanma derdi olmayan tıpkı hayvanlar gibidir. Hayvanlar gibi yer, içer, gezer hayatı öyle yaşar. Bir yandan böyle bir derdimiz vardır. Bununla beraber böyle bir derdimiz olduğu için, rabbimize bir de hamd etmemiz lazım, şükretmemiz lazım. Eğer rabbimiz rahmetiyle muhabbetiyle
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Allah her yerde tecelli eder; varlığın kaynağı O'dur. Bu yüzden bir insana âşık olduğumuzda, aslında o insanda tecelli eden ilahi güzelliğe ve hakikate yönelmiş oluruz. Çünkü gerçek varlık yalnızca Allah'a aittir; diğer bütün varlıklar O'nun isim ve sıfatlarının yansımalarıdır.
Sübhanallah ❤️ Ey tecellilerinin yoğunluğundan dolayı görünmez olan ve ululuğunun yüceliği sebebiyle perdelere bürünmüş olan en mukaddes varlık... ​Zuhurun öylesine kuşatıcı ki idrakleri aşar, kibriyan öylesine azametli ki örtülere sarınırsın; ey bütün kutsallıkların özü ve varlığın hakikati! ​Varlığını aşikâr kılışın öylesine şiddetli ki bakışlardan gizlenir, büyüklüğünün heybeti öylesine engindir ki hicab ardına çekilirsin; ey en yüce, en pak ve eşsiz olan! ​Sen ki hem her şeyde tecelli edensin, hem de hiçbir şeyle kayıtlanmayan; hem her an zuhur edensin, hem de nazar-ı beşerden gizli kalan. Sırrına ermeyi diler, Seni yine Senin lütfunla idrak etmeyi niyaz ederiz. ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat
Funda'dan...
Eğer takdir-i ilahi tecelli eder de, biz o meşhur 'ruh ikizimle' köşe kapmaca oynarken ben terk-i diyar eylersem, aşka vasiyetimdir: ​Arkamdan 'Ah ne nahif, ne talihsiz bir aşık passed away...' diye fısıldaşmayın. Bilakis, o bir türlü yollarımızın kesişmediği faniye sağlam bir sitem gönderin. Benden ona miras olarak sadece bir adet 'çalar saat' kalsın; zira zamanlama konusunda tam bir felaket kendisi! Benim yerime bol bol gülün, hayatın tadını çıkarın. Eğer o sevgili bir gün adımı duyup 'Tüh be, kaçırmışım' derse; ruhumun onun rüyasına girip gıdıklayacağını da şimdiden buraya not düşüyorum.
İnsan gözü her şeyi görebilseydi eğer, ne ışığa muhtaç kalırdı ne de karanlığa. Fakat hikmet perdelerle tecelli etti; kimi hakikatler göze değil, gönle emanet edildi. Bu yüzden gözün ulaşamadığı yerlere bazen iman yetişir, bazen de aşk. Ve insan zamanla anlar ki asıl görmek, bakmakla değil; kalbin aşkla uyanmasıyladır. ___ /Güven Taşdemir
Edebiyat