Puan vermedi·
Bazı kitaplar bilgi verir, bazı kitaplar ise insanı kendi içine doğru bir yolculuğa çıkarır. Hikem-i Atâiyye benim için ikinci gruptaydı. Her cümlesi kısa ama üzerinde uzun uzun düşünmeyi gerektiren hikmetler içeriyor. Özellikle tevekkül, niyet, sabır ve kulun Rabbiyle ilişkisine dair ifadeleri durup tekrar okumalık. Hızlı okunacak bir kitap değil; sindire sindire, altını çizerek ilerlemek daha anlamlı oluyor. Tasavvufa ilgi duyanlar için kıymetli bir eser.”
İnceleme & Yorum
Hikem-i Ataiyye ŞerhiAtaullah İskenderi · Sufi Kitap Yayıncılık · 20221,528 okunma
şehrinaz
10/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Kadim Sezginin Modern Dili: Diriliş İzleğinde Şehrinaz Yazar: Ebru Asya Şehrinaz, yazar ve şair Hayrettin Taylan’ın imzasını taşıyan üçüncü şiir kitabıdır. İlk baskısı 2019 yılında Çınaraltı Yayınları tarafından yayımlanan eser, 23 şiirden oluşur. 57 sayfalık hacmiyle ilk bakışta mütevazı bir görünüm sunsa da şiirlerin anlam yükü sayfa sayısıyla ters orantılı biçimde artar. Eserdeki çalışmalar dil üzerinde kurulan titiz bir denetimle serbest şiir formunda kaleme alınmıştır. Mısraların çoğunlukla uzun tutulması, şiirsel ritmi sabit bir ölçüye bağlamaktan çok, anlamın yayılma ve derinleşme biçimine göre kurulmasını sağlar. Kıtaların harf ve sayı sistemleriyle ayrılması metnin içsel bölünmesini görünür kılarak, düşünsel duraklar oluşturur. Kitaba adını veren Şehrinaz, şiirlerin genelinde somut bir figür ya da tekil bir muhatap olmaktan öte; şairin aşk, metafizik yöneliş ve tarihsel bilinç hâllerini kendisinde toplayan çok katmanlı bir sembol olarak belirir. Şairin kendi tanımıyla “Bütün büyük aşkların telmihler eşkâli” ve “Mistik duygulanışların gönül ummanı” olan Şehrinaz, metinler boyunca bazen bir inancın dili, bazen vuslatın adı, bazen de bir hatırlayışın odağı olarak dolaşıma girer. Şiirlerin sonlarında sıkça yinelenen hitap biçimi, Şehrinaz’ı hem özne hem de anlamı toparlayan bir bilinç merkezi hâline getirir; böylece şiirler, tekil bir muhataba değil, çoğul anlamlara açılan bir sesleniş etrafında bütünlenir. Kitap genel itibarıyla tasavvufî-modern şiir çizgisinde konumlanan, mistik ve metafizik bir poetik hattın sürekliliğini ortaya koyar. Şair, eser boyunca klasik tasavvuf düşüncesini öğretici bir söyleme yaslanmadan, çağdaş bir bilinçle yeniden kurar; şiirler yer yer irfanî bir hitap, yer yer içe yönelmiş bir iç monolog olarak şekillenir. Metinlerde;
Şiir
ŞehrinazHayrettin Taylan · Çınaraltı Yayınları · 20191 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Parmenides
10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
öncelikle şunu belirteyim, ''varlık'' en baştan beri felsefenin konusudur çünkü varolan şeyin üzerine düşünülür yokluğun üzerine düşünülmez. yokluk, varlığın zıddıdır. parmenides'in de meşhur savında belirttiği gibi; ''varlık vardır, yokluk varlık değildir.'' bu savdan da anlaşılacağı üzere, varlık tekildir, çokluk yanılsama. birdir, bölünemez ve oluşuma tabii tutulamaz. şimdi bu bağlamda parmenides'i, platon ve yeni-platonculuk bağlamında incelemek istiyorum; platon âlemi ikiye ayırır; idealar dünyası ve duyular dünyası. her ne kadar platon'un bu ayrımı dualist olarak kabul edilse de özü itibariyle monisttir yani tektir. çünkü platon'a göre en hakiki âlem; ideler âlemidir. çünkü burası ezeli ve ebedidir. değişmez ve bölünemez. tüm bu ontolojiden de platon'un amacı ''en iyi''ye ulaşmaktır. yani tek'e. platon'un bu metafiziği, plotinos'un kurucusu olduğu yeni-platonculuğun varlık hiyerarşisini oluşturur. plotinos'a göre de varlık sudûr (taşma) yoluyla 3 şeyden oluşur; bir (teklik, tekillik ve tefekkür) nous (akıl) ruh. ve tüm bunların birleşmesiyle meydana gelen madde (hyle). kimi teist filozoflar buradaki ''bir''in tanrı olduğunu savunmakta ama biz plotinos'un teist olmadığını ve hiyerarşinin en tepesindekiyle tanrı'yı kastetmediğini biliyoruz. antikçağ felsefesinden, orta çağ'a hatta modern epistemolojiye kadar tüm bu ontolojinin temelinde parmenides'in varlığa kesin ve net bir cevap vermesi vardır.
FragmanlarParmenides · Pinhan Yayıncılık · 2019328 okunma
Zaman
Puan vermedi·296 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:50
Yazarı Hüznün Fiziği romanı ile tanıdım. Spotify'dan takip ettiğim "Ben okurum" programında Zaman Sığınağı kitabının incelenecegini ve bunu da yine çok sevdiğim yazar Hakan Bıçakçı ile yapılacağını öğrendim. Sabrisizlanıp hızlıca okumaya çalıştım ama ne yazık ki kitap pek öyle hızlı okunan bir kitap değil. Bazen ithaf yaptığı konuyu araştırmak için, bazen temas ettiği bir noktayı düşünmek için, bazen devrik cümlelerini düz cümleye çevirmek için, ya da sondan başa doğru ve ya sırasını karıştırarak anlattığı bir bölümü toparlak için yavaşlıyorsunuz. Yine de yorucu sıkıcı didaktik birnkitap degil. Tam tersine bir yaz ikindisinin sakinligini barindiriyor diyebilirim. Bu incelemeyi de halen yayını dinlemeden yaziyorum. Kitabın konusu oldukça orijinal. İnsanın sadece kendisini değil koca bir kıtayı peşine takıp geçmişe kaçmaya çalışmasını anlatıyor. Psikoloji, nöroloji, tarih, siyaset, teoloji, mitoloji, gibi farklı dallardan onlarca alıntı, ilham, referans ile hem insanın kendi kişisel tarihini hem de 1900 lerden başlayarak Avrupa tarihini büyüteç altına tutuyor. Kitabın başlangıç ve gelişme bölümü hareketli ve merak uyandırıcı şekilde ilerlese de sonuç bölümünde artık tamamen hafıza kaybı, demans, Alzheimer hastalarına saygı duruşu yaparcasina konudan uzaklaşarak bitiriyor. Kendisi de sonları sevmediğini ve bu yüzden kitabın konusuna bağlı bir son yazmadığını itiraf ediyor. Klasik roman akışı isteyen, bir anadüşünce etrafında şekillenen ve sonlanan kitap arayışında olanların uzak durmasi gereken bir kitap hatta yazar. Kendi kişisel geçmişini, dünya tarihini, insanlığın yapısını seven, felsefe ve psikoloji ile ilgilenen okurlara tavsiye ederim. Ben kişisel olarak hem kendi yaşlılığımı hem çevremdeki yaşlıları hem de yaşlılık kavramı üzerinden çokça tefekkür yaptım bu
Zaman SığınağıGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 01,710 okunma
10/10
·128 syf.··
2026 26. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 16:12
İmam Gazali’nin Gökyüzüne Bakmanın Faydaları adlı eseri, insanı kâinatı tefekkür etmeye davet eden kısa ama yoğun bir düşünce kitabıdır. Kitapta Gazali, gökyüzü, yıldızlar, yeryüzü, denizler, hayvanlar ve insanın yaratılışı gibi varlıklardaki düzen ve hikmetleri ele alır. Ona göre gökyüzüne bakmak sadece bir manzara seyretmek değil, Allah’ın kudretini, sanatını ve yaratılıştaki mükemmel düzeni fark etmek için bir vesiledir. İnsan, kâinattaki bu uyumu düşündükçe imanını güçlendirir, şükür duygusu kazanır ve dünya hayatının geçiciliğini daha iyi anlar. Kitabın temel amacı okuyucuyu tefekküre, ibret almaya ve yaratılışın ardındaki hikmetleri görmeye yöneltmektir. Gökyüzüne ve kâinata dikkatle bakan kişi, yaratılıştaki kusursuz düzeni görerek Allah’ın varlığına, kudretine ve nimetlerine karşı daha derin bir bilinç geliştirir.
Gökyüzüne Bakmanın Faydalarıİmam Gazali · Nesil Yayınları · 20233,121 okunma
Drina... Ebedî köprü, ölümlü insanlar...
Puan vermedi·354 syf.··
2026 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 17:06
Edebiyatın sadece kelimelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda taşın, suyun ve zamanın da bir hafızası olduğunu bize en çarpıcı şekilde anlatan bir başyapıt: İvo Andriç'in Nobel ödüllü eseri *Drina Köprüsü*. Bu romanı klasik bir olay örgüsü veya tek bir başkahraman arayışıyla okumak, metnin barındırdığı sosyolojik ve psikolojik laboratuvarı ıskalamak demektir. Çünkü bu eserde başkahraman etten kemikten bir insan değil; doğanın o evcilleştirilmemiş, kaotik ve yıkıcı gücü olan Drina Nehri'ne vurulmuş estetik bir pranga, yani köprünün ta kendisidir. Metin boyunca bireysel ömürlerin faniliği ile köprünün temsil ettiği ebediyet arasındaki ontolojik tezada şahit oluyoruz. Roman, bizleri Osmanlı'nın bölgedeki mutlak hegemonyasından alıp, Avusturya-Macaristan'ın getirdiği rasyonel ama bir o kadar da sömürücü kapitalist moderniteye, Lotika'nın oteline, demiryolunun getirdiği toplumsal yabancılaşmaya ve en nihayetinde I. Dünya Savaşı'nın o korkunç yıkımına götürüyor. Köprünün ortasındaki "Kapiya" (Kapı) sosyal hayatın, ilk aşkların, siyasi tartışmaların kalbi olduğu kadar, iktidarın kanlı bir teşhir sahnesi. Burada ayrı bir parantez açmak istiyorum: Sabotajcı Radislav Andriç, iktidar ve şiddet diyalektiğini belki de edebiyat tarihinin en çarpıcı, en kan dondurucu sahnelerinden biriyle önümüze serer: Radislav'ın canlı canlı kazığa oturtulması. Unişte köyünden Radislav, angaryaya ve zulme isyan ederek köprü inşaatını geceleri sabote eden bir köylüdür. Yakalandığında, yozlaşmış bürokrasinin ve otoritenin yüzü olan Abid Ağa tarafından korkunç bir cezaya çarptırılır. Çingene cellat Mercan tarafından ustalıkla kazığa oturtulan Radislav, iskelenin tepesine dikilerek halka korku salacak bir "ibret anıtına" dönüştürülmek istenir. Ancak iktidarın biyopolitik şiddeti tam da burada
Drina Köprüsüİvo Andriç · İletişim Yayınevi · 20257,5bin okunma