İnsan beyninin bir kafatasının içine tıkılmış buruş buruş bir kumaş gibi olduğunu düşünürsek, her şeyin birbirine girmesi doğal. Neyi nasıl düşüneceğimizi bilemediğimiz gibi, gelecek kurgularımızın çoğu da eski kumaşlardan yapılma. Bir şeyin nasıl olacağı ile ilgili düşüncemiz, bugüne kadar ne olduğuyla sınırlı. Bu da bize ancak dar alanda kısa paslaşmalar olanağını veriyor ki bu bizi kalıplara sıkıştırıyor. Hep buz kalıbına girmiş gibi şekilli düşünceler, eriyip su gibi akamıyorlar. Senin elinde yaşadıklarının malzemesi var. Masada duruyorlar. Yeni bir şey olacağı zaman, bu malzemeden bir şey kuruyoruz. Elimizde keçe varsa keçeyle, gri renk varsa gri, ipler varsa bağlıyoruz. Uçurtma yapmıyoruz mesela, ya da krem şanti. Elimde bunlar var, yaşayacaklarım da bu malzemelerden olur diyoruz… Bir insanı dinlemek ne zor şey. Belki de dünyanın en zor şeyi. Sürekli ama ama demek, lafını söylemek ve denileni önemsememek istiyorsun. Hepimiz konuşmamızı hazırlarken karşımızdaki gürültü yapıyor gibi dinliyoruz. Elbette dinleyemiyoruz çünkü konuşmamızı, cevabımızı hazırlamakla meşgulüz. Yoksa isterdik tabi dediğini dinlemeyi, seninle durmayı, o yöne bakmayı, rüzgarı oradan almayı. Ben bunu yeni yeni öğreniyorum. 12 yaşındaki bir oğlan çocuğuyla konuştuğunuzda mecbursunuz. Çünkü hiç 12 yaşında bir oğlan olmadınız. Olanı dinlemek tek çare. Dediğini duymak anlamanın tek yolu. Ben de dinledim dinledim. Kaygılarını, korkularını, saydığı ihtimalleri dinledim. Sonra ona: ‘Nasıl düşünürsen kendine onu yaşatacaksın’ dedim. Ne dediğime şimdi kendim bile şaşıyorum. Sanki ezbere bildiğim bir şiiri okur gibi dedim. Yaşlı gözlerle bana baktı. Acaba ne anladı. Bu hap gibi bir laftı. İçini açıp toz halini göstermek istedim. Devam ettim… Hayatta çoğu olup biten dışarda değil, kafamızın içinde olur
Substack
İnsan beyninin bir kafatasının içine tıkılmış buruş buruş bir kumaş gibi olduğunu düşünürsek, her şeyin birbirine girmesi doğal. Neyi nasıl düşüneceğimizi bilemediğimiz gibi, gelecek kurgularımızın çoğu da eski kumaşlardan yapılma. Bir şeyin nasıl olacağı ile ilgili düşüncemiz, bugüne kadar ne olduğuyla sınırlı. Bu da bize ancak dar alanda kısa paslaşmalar olanağını veriyor ki bu bizi kalıplara sıkıştırıyor. Hep buz kalıbına girmiş gibi şekilli düşünceler, eriyip su gibi akamıyorlar. Senin elinde yaşadıklarının malzemesi var. Masada duruyorlar. Yeni bir şey olacağı zaman, bu malzemeden bir şey kuruyoruz. Elimizde keçe varsa keçeyle, gri renk varsa gri, ipler varsa bağlıyoruz. Uçurtma yapmıyoruz mesela, ya da krem şanti. Elimde bunlar var, yaşayacaklarım da bu malzemelerden olur diyoruz… Bir insanı dinlemek ne zor şey. Belki de dünyanın en zor şeyi. Sürekli ama ama demek, lafını söylemek ve denileni önemsememek istiyorsun. Hepimiz konuşmamızı hazırlarken karşımızdaki gürültü yapıyor gibi dinliyoruz. Elbette dinleyemiyoruz çünkü konuşmamızı, cevabımızı hazırlamakla meşgulüz. Yoksa isterdik tabi dediğini dinlemeyi, seninle durmayı, o yöne bakmayı, rüzgarı oradan almayı. Ben bunu yeni yeni öğreniyorum. 12 yaşındaki bir oğlan çocuğuyla konuştuğunuzda mecbursunuz. Çünkü hiç 12 yaşında bir oğlan olmadınız. Olanı dinlemek tek çare. Dediğini duymak anlamanın tek yolu. Ben de dinledim dinledim. Kaygılarını, korkularını, saydığı ihtimalleri dinledim. Sonra ona: ‘Nasıl düşünürsen kendine onu yaşatacaksın’ dedim. Ne dediğime şimdi kendim bile şaşıyorum. Sanki ezbere bildiğim bir şiiri okur gibi dedim. Yaşlı gözlerle bana baktı. Acaba ne anladı. Bu hap gibi bir laftı. İçini açıp toz halini göstermek istedim. Devam ettim… Hayatta çoğu olup biten dışarda değil, kafamızın içinde olur
Substack
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“..sahip olduğun tek şey bugün ve şu andır.”
Eğitim Sistemiyle Gençliğe İcbar Edilen İşleyiş Bu felsefe, dünyayı sadece ordularıyla işgal etmedi; daha kalıcı bir yöntemle, küresel eğitim müfredatıyla zihinleri formatladı. Tüm dünyada zorunlu kılınan modern eğitim sistemi; insanı "eşref-i mahlukat" (yaratılmışların en şereflisi) olarak değil, ekonomik çarkın dönmesini sağlayan birer "üretim ve tüketim nesnesi" olarak yetiştirir. Genç beyinlere rasyonalizm ve sekülerizm tek mutlak hakikat gibi sunulur; bu kalıbın dışına çıkan düşünceler "bilim dışı" veya "çağ dışı" ilan edilerek sistemin dışına itilir. "Gaflete düşüldüğünde ruhunu kaybedeceğin, mukavemet gösteremediğinde yaşayan bir ölü misali onurunu kaybedeceğin bir yürütmelik bu..." İfadenizdeki bu isyan ve uyarı, meselenin varoluşsal boyutunu çok net özetliyor. Bu sisteme karşı entelektüel, ahlaki ve kalbi bir mukavemet (direniş) gösterilmediğinde, insan sadece biyolojik olarak yaşar. Ruhu emilmiş, onuru elinden alınmış, küresel çarkın mekanik bir dişlisi haline gelmiş "yaşayan ölülere" dönüşmek, bu asrın en büyük tehlikesidir. Hak arayışı, Hak yönelişi ve varoluşsal özü "Hak" olan bir insan için bu yapay kutsalları, bu parlatılmış seküler putları deşifre etmek ilk vazifedir. Unutmamak, kanın kurumaması; hafızayı, fıtratı ve ruhu bu küresel yürütmeliğe teslim etmemekle mümkündür.
1000Kitap
Kimlik için kullandığımız dil arkeolojidir. Kazmak. Ortaya çıkarmak. Bulmak. Sanki benlik, zaten tamamlanmış, toprağın altında kalmış bir esermiş gibi, üzerindeki toprağı temizleyip ışığa tutmanızı bekliyor. Kendinizi bulmazsınız. Kim olduğunuza siz karar verirsiniz. Bu ayrım, size güç, baştan çıkarma, başkalarının aklından çıkmayan biri olma hakkında anlatabileceğim neredeyse her şeyden daha önemlidir. Çünkü "bulma" çerçevesi pasiftir. Sizi bekletir. Sizi kendi hayatınızda bir turist yapar, deneyimler arasında dolaşır ve sonunda içlerinden birinin size baştan beri kim olduğunuzu söylemesini umarsınız. Bize anlatılan hikaye şöyle: İçinizde bir yerlerde gerçek bir benlik var. Tercihleri, tutkuları ve net bir yön duygusu var. Sizin göreviniz yeterince dikkatlice dinlemek, yeterince uzun süre beklemek, yeterince şey denemek ve sonunda kendini gösterecektir. Bir fosil gibi. Bir sır gibi. Bu hikaye cazip çünkü sizi sorumluluktan kurtarıyor. Henüz "kendinizi bulamadıysanız", bu cesaret eksikliği değil. Sadece kötü şans veya kötü zamanlama. Hala arıyorsunuz. Hala açıksınız. Arama işini yapıyorsunuz. Ama bu hikayenin aslında ne ürettiğine bakın: yıllarca belirsizlik içinde yaşayan insanlar. Kimliklerini ceket gibi deneyip geri verenler. Kendi hayatlarını bir deneme kabini gibi görenler. Bir şeyleri düzeltmek yerine, bir şeyin doğru hissettirmesini bekleyenler. Kim olduğunuza karar vermek, bir şeyi kesip atmak demektir. Kelimenin anlamı da budur: de-cidere , kesip atmak. Karar verdiğinizde, diğer olasılıkları öldürürsünüz. Şöyle dersiniz: bu versiyon, o değil. Bu yön, diğerleri değil. Ben buyum ve artık alternatifler için müsait değilim. Bu korkunç. Zaten öyle de olmalı. Çoğu insan bunu asla yapmaz çünkü o kapının ardında ne olduğunu hissedebilirler: kesinlik. Geri
Substack
Bir gün toprağın 3 metre altında olduğumda ve böcekler kalbimi yemeye başladıklarında tattıkları tek şey koca bir hayal kırıklığı olacak.