10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 01:14
Kaybediyoruz. Evet her gün bir şeyleri kaybediyoruz, elimizden, avucumuzun içinden savrulup gidiyor farkına bile varmıyoruz. Ya da varıyoruz belki de bilerek yapıyoruz. Yapmasaydım daha kötüsü benim başıma gelirdi diye avunuyoruz. Bu hayatta aslında en çok da kendimizi kandırıyoruz... İncelemeye geçmeden önce şunu belirtmek isterim ki Bu kitabı Vicdanınızı yanınıza alarak okuyun lütfen olur mu? Teknolojik olarak cevap verecek olursam insan %100 vicdan sahibi olarak dünyaya geliyor. Telefonunumuzun şarjına değer verdiğimiz kadar kendi vicdanımıza değer vermiyoruz. Sahi şuan yüzde kaç vicdana sahibiz? Yüzde 80, 50, 20 ? 0? Neyse konudan çok uzaklaşmadan, kitaba dönecek olursam.. Tolstoy’un anlatmak istediği İnsan neyle yaşar? Kısmına geçmeden önce beni derin derin düşündüren ve kendime İnsan nasıl okumalı? İnsan neden okumalı? İnsan nasıl insan kalır? Sorularında takılı kaldığım nadir eserlerden biri oldu bu kitap. Bahsedeceğim tek paragraf ve aslında beni en derinden etkileyen söz “Küçük çocuklar gibi olmazsanız, göklerin egemenliğine asla giremezsiniz.” Keşke onlar bize değilde biz onlara benzeyebilseydik. Onların kalpleri, vicdanları, bakışları, gülümsemeleri başka bambaşka.. Evet bezmeyemedikçe de hem yeryüzünü hem de gökyüzünü ahlaken ve vicdanen kirletiyoruz. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Kitap ile alakalı olarak son olarak; kıssadan hisse(anlatılan bir hikaye, yaşanan bir olaydan veya tarihi bir kıssadan çıkarılması gereken ahlaki ders.) okumak bana iyi geldi. Eminim size de iyi gelecektir. 01:54 12 Haziran 2026
İnsan Neyle Yaşar?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024234bin okunma
10/10
·528 syf.··
2026 61. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 18:57
Kitap Yorumu : Kusursuz Saplantı / Vilesheed Özet; Kutay Saygın… İstanbul’un en çok konuşulan ama asla yakalanamayan seri katili.Arkasında ne bir iz ne bir tanık ne de çözülebilecek bir ipucu bırakıyor. Polislerin “Hayalet Katil” olarak andığı Kutay, işinde kusursuzdur. Dışarıdan bakıldığında ise karizmatik, gizemli ve etkileyici bir adamdan fazlası değildir.Ama onun dünyasında herkesin yeri değişebilirken tek bir kişinin yeri asla değişmez. Mina. Ailesini trajik bir kazada kaybettikten sonra İstanbul’a taşınan Mina, hayatını tamamen baleye adamış genç bir kadındır. Sahnedeki başarısı ona hayranlık kadar kıskançlık da getirir.Fakat tüm bunların arasında kimsenin fark etmediği biri vardır. Sürekli onu izleyen… İsimsiz hesaplardan mesajlar atan… Varlığını hissettirmekten hiç vazgeçmeyen biri. Başlangıçta rahatsız edici görünen bu ilgi zamanla ikisini birbirine yaklaştırır. Kutay için bu hislerin sadece geçici bir heves olduğunu düşünmek kolaydır. Ama gerçek çok farklıdır. Bu, ilk görüşte başlayan ve zamanla saplantıya dönüşen bir açlıktır. Kutay hayatındaki her şeyi kusursuz planlayabilir. Fakat aşk, en kusursuz insanları bile hata yapmaya zorlar. Ve Kutay’ın hesaplayamadığı tek şey, Mina’nın sevgisinin ne kadar ölümcül olabileceğidir… Yorum; Tüm samimiyetimle söylüyorum… Ben bu kitabın sonunu ASLA böyle beklemiyordum. Gerçekten. Hiç. Bir an bile. Kitap boyunca onların birbirlerine olan açlığını, bağlılığını ve gelecek hayallerini okurken aklımda bambaşka bir final vardı.Özellikle Kutay’ın sürekli aile kurmaktan, gelecekten ve birlikte yaşayacakları hayattan bahsetmesi yüzünden ben çoktan başka senaryolar yazmaya başlamıştım.Sonra…PATTTT. Bir anda bütün hayallerim duvara çarptı. Kutay aşkından kör olup hata yapıyor. Mina ise hepimizin beklediğinden daha gözü
Kusursuz SaplantıVilesheed · Patara Kitap · 20264 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·325 syf.··
2026 8. kitabı
Kitap düşük IQ’lu bir birey olan Charlie’nin ve bir denek faresi olan Algernon’un hikayesini anlatıyor. Hikayeyi takip ederken Charlie’ye üzülmemek elde değil. Düşük IQ’lu, yani gerçek anlamda saf olmak gerçekten üzücü bir şey. Charlie’nin bu süreçteki en yakın arkadaşı ise bir fare olan Algernon oluyor. İkisinin de ortak noktası, en azından bilim insanlarının gözünde birer denek olmaları. Charlie onu çok seviyor ve kendini sürekli onunla kıyaslıyor. Kitap, ayrıca bu tür önemli deneylerdeki bilim insanlarının farklı yaklaşımlarını ve farklı etik değerlerini de başarıyla ortaya koyuyor. Bilim insanları Charlie’yi bir insan olarak değil, bir denek olarak görüyorlar ve bu durum Charlie’yi çok rahatsız ediyor. Çünkü Charlie’nin asıl öğrenmek istediği, gerçekte kim olduğu; yani nasıl bir insan olduğuydu. Dünyaya diğer insanlar gibi normal bir zekayla gelseydi ne tarz bir insan olacağını merak ediyor ve bunu öğrenmeye çalışıyor. Kitabı okurken bir Amerikan romanı olduğunu (pragmatik/faydacı) hissediyorsunuz. Teknik bir eleştiri; başkahramanımız IQ’su düşük olduğu için birçok kelimeyi yanlış söylüyor ve yazar da bunu belirtmek için kitapta yanlış yazılmış kelimelere yer vermiş. Doğrusu ben bu tarzı pek beğenmedim; okurken akışı kesiyor ve "Acaba kelimeyi yanlış mı okuyorum?" diye sürekli duraksamama neden oluyor. Yine de bu teknik tercihin arkasındaki dünya, bizi oldukça derin bir hikayeye götürüyor. Kitabın temposu, Charlie’nin Algernon ile beraber yaşamasından ve ardından ayrı eve çıkmalarından sonra hızlanıyor, daha keyifli bir hal alıyor; tıpkı Charlie’nin zekasının hızla artması gibi. Ameliyattan sonra o kadar çok gelişmişti ki, artık kendi eski halini farklı bir insanmış gibi görüyor ve ona dışarıdan bir gözle "Charlie" diyordu, bu gerçekten enteresandı.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,5bin okunma
Akıcılığı Baltalayan Nörolojik Terimler :))
6/10
·192 syf.··
2026 44. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 14:04
Kitabın bende bıraktığı en güçlü intiba şu oldu: "Mutluluk bir piyango değil, zihinsel bir kas sistemidir." Yazar, kaderci veya tamamen polyannacı bir yaklaşımı reddediyor. "İyi düşünmek" derken saf bir iyimserliği değil, "gerçekçi ve işlevsel" düşünmeyi kastediyor. İnsanın kendi beyninin kölesi değil, efendisi olması gerektiğini çok net formüle etmiş.Ancak yazarın daha önce başka kitabını da okumuştum ve o kitabını da okurken aynı şeyi hissetmiştim. Tarhan'ın akademik ve tıbbi geçmişine bakmıştım kitabını daha bitirmeden. Çünkü bu kitabında da yaşadığım gibi mesleğinin önlüğü kelimeleri örtüyor ve kelimelerin örtülü olduğu bölümlerde dil ağırlaşıp akıcılığını kaybediyor. Nörolojik terimler (serotonin, dopamin yolları, prefrontal korteks vb.) akıcılığı çok fazla baltalıyor. Kelimeleri yazarken bile şuan bayıyor. :) Ayrıca kitap içinde bazı kavramların (özellikle "özbilinç" ve "irade" vurgularının) çok sık tekrarlandığını, bunun da kitabın hacmini gereksiz büyüttüğünü düşünüyorum. Yazarın bu kitabını da okuduktan sonra başka kitabını okur muyum, ıssız bir adada tek başıma sadece O'nun kitabı kalsa o zaman okurum :)) o da okumayı sevdiğim için. Huzurla demlenmeniz dileğiyle akıcı kitaplarınız bol olsun arkadaşlar :)
İyi Düşün, İyi Hisset, İyi OlNevzat Tarhan · Aile Yayınları · 202594 okunma
Sarı Dayı: Acının Adaletle Hesaplaşması
9/10
·140 syf.·
2026 165. kitabı
Tuncer Sücü Sarı Dayı'nın Öyküsü’nü bitirdiğimde elimde kalan şey bir hikaye değil, ağırlığı tanımlanamayan bir boşluktu. O boşluk olayların değil, olaylardan sonra insanın içinde kalan şeylerin boşluğu. Sarı Dayı’yı anlamaya çalışırken karakteri anlatmaya değil, onun içinde durmaya yaklaşıyorum. Çünkü dışarıdan bakınca görünen şey net değil. Bir yönüyle sert, bir yönüyle geri çekilmiş, bir yönüyle de sürekli bir şeyin eşiğinde duran bir hali var. Bu üçü bir araya gelince karakter açıklanmıyor, daha çok hissediliyor. Onun davranışlarını neden sorusuna bağlamak kolay değil. Çünkü romanda her hareket bir gerekçeye değil, bir birikime dayanıyor. Bir olayın sonucu gibi değil, uzun süredir taşınan bir şeyin sızıntısı gibi ilerliyor. Bu yüzden Sarı Dayı’yı anlamak, bir olay örgüsünü çözmek gibi değil, bir yükün şeklini izlemek gibi. Dikkat çeken şeylerden biri de Sarı Dayı konuştuğunda bile asıl ağırlık konuşmada değil, konuşmanın etrafında kalıyor. Söylenen şeyden çok söylenmeyenler kalıyor. Bu da karakteri doğrudan anlatılabilir olmaktan çıkarıyor. Onu anlatmak yerine onunla birlikte kalmak gerekiyor. Adalet fikri onda bir düşünce olarak durmuyor. Bir yönelim gibi çalışıyor. Ne tamamlanıyor ne de bırakılıyor. Sadece sürüyor. Bu sürme hali karakteri ileri götürmüyor, yerinde tutuyor. Yerinde durmak da burada bir duruş değil, bir sıkışma. Roman boyunca Sarı Dayı’yı güçlü yapan şeyler listelenebilir değil. Zayıf olduğu yerler de aynı şekilde sayılabilir değil. Çünkü karakter net çizgilerle değil, düzensiz kırılmalarla kurulmuş. Bu yüzden onu bir yere yerleştirmeye çalışmak yerine, onun içinde oluşan gerilimi takip etmek daha doğru. Sarı Dayı’dan geriye kalan şey bir isim değil, bir durum. O durum da açıklanmıyor. Sadece kalıyor. ''Sarı Dayı’nın Öyküsü, büyük olayları büyütmekten
Sarı Dayı'nın ÖyküsüTuncer Sücü · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 2025363 okunma
Yorumm
10/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 23:23
KAZAZEDE-2 Yazarı: Şevval Demirdöğer Yayınevi: Pukka Sayfa Sayısı: 528 Merhaba. Askeri kurgu serisinin ikinci kitabındayız. Bakalım bu kitapta neler olmuş? Kimler nerelerde? Sezin, ikinci kez bir sivil yüzünden mesleği tehlikeye girer iken yanında olan Turan ve Keleş sayesinde bu zorlu yolu güvenle adımlıyor. Turan ise Sezin'in çevresinde dönen bu komploya anlam veremiyor. Neden Sezin'i meslekten uzaklaştırmaya çalıştıkları üzerine kafayı yormaya başlıyor. Sezin ve Turan'ın sevgili olduğunu öğrenen Keleş ise tam bir komedi idi. Nizami ve Şükrü'nün, Sezin'i Turan'dan uzak tutmaya çalışmaları, Göktuğ'un Turan'a sürekli Sezin benim ablam çıkışı... Ama en güzeli de Fırat'ın yaptığı abi konuşması.. Belki Sezin babası tarafından men edildi. Geri de bir aile bıraktı. Ama Keleş ona candan bir aile verdi. Kubat'ın Turan'a yardım etmesi ise beklemediğim bir yerdi. Tabi Turan'ın da Ziyafet ile Kubat arasındaki etkileşimi fark edip Kubat'a geleceği için soru sorması... Keleş tam anlamıyla bir aileden fazlası. Fahriye babaanne ve Sezgin'in Rize'den Sezin'i görmek için Tunceli'ye gelmeleri, Keleş'in Sezin için seferber olmaları... Ve Sezin'in yaşadıkları.. Çocukluğu zor yollardan geçen Yarbay olma hayali ile büyüyen bir kız çocuğu. Babasının yaptıklarını okumak, sonrasında en yakını Sezgin abisinin bir yardımını bile göremeyen Sezin'in yaşadıklarını okumak zor... Belki üçüncü kitap tam anlamıyla bizi üzecek bu yönden. Ama ben Sezin ile gurur duyarak okuyorum ve seri ilerlediğinde Üsteğmen Sezin Kaza'yı Yarbay Sezin Kaza olarak okumak için hevesliyim. Turan... Şu ana kadar okuduğum karakterler içerisinde ikinci fav erkek karakterimsin. (1 numara her zaman Yaman Alaz. ) Karakter o kadar güzel yazılmış ki ne yazsam az. Sezin'i sevmesi, onunla ilgilenmesi, koruması, arkasında dağ
1000k
Kazazede 2Şevval Demirdöğer · Pukka Yayınları · 2024875 okunma