Kelimelerin ağırlığı olsaydı, belki de bu kadar yükselemezlerdi. Oysa burada her kitap, hayallerin yerçekimine meydan okuyuşunu anlatıyor. Sayfaların arasında saklanan umutlar, özlemler ve yarım kalmış hikâyeler, sessizce tavandan sarkarken insana tek bir şeyi fısıldıyor: Her son, başka bir başlangıcın ilk cümlesidir.
Gece Dediğin Şey
Yalnızca göğün kararması değildir. Bazı saatler vardır; sokak lambaları bile yorgun yanar, camlarda yarım kalmış hayatların buğusu birikir, uzaktan geçen bir ambulans sesi şehrin kaburgalarının arasından geçer gibi yankılanır. Ve sonra herkes evine çekildiğinde dünya küçülür. Bir mutfak ışığı kalır sadece bazı pencerelerde. Bir çayın unutulmuş buharı. Masanın üstünde açık bırakılmış bir kitap. Uyumayan insanların sessizliği. Bir de kediler vardır gecede. İnsanlardan daha iyi bilirler bazı şeyleri. Dar sokaklardan ağır ağır geçerler; sanki dünyanın bütün yorgunluğunu görmüş gibi kimseye hesap vermeden yürürler. Bazıları apartman boşluklarında uyur, bazıları yağmurdan kaçarken arabaların altına siner. Ama en çok da kimsenin dönüp bakmadığı kaldırımlarda gururlarını taşırlar. İnsan bazen bir sokak kedisine benzer geceleri.
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Asaf Hâlet Çelebi 'den Düdüklü Tencere eleştirisi Böyle bir kitaptan bahsetmek benim için zül, muharriri için de bir şereftir. Bunu bilmekle beraber ben her iki şıkkı da göze alarak yazıyorum. Çünkü, bu kitap yalnız firenklerin tabiriyle “ordurier” (süprüntülük) nevinden ibaret olmakla kalsaydı, hakikaten kale almaya değmezdi. Maalesef mesele bu kadar basit değildir. Geçenlerde, bir mecmuada çıkan “Pislik Edebiyatı” adlı bir yazımda da belirttiğim gibi, bu kitabcık âdeta, sistematik olarak cehalet, kabalık, pislik, tenbellik, vurdumduymazlık ve serserilik propagandasını yapan, antisosyal bir meyilden ve komplekslerle dolu, mâlûl bir ruh hâletinden doğmuştur. Âdi, işsiz, inatçı ve kaba görünmeyi bir marifet sanan ve yeni teşekkül etmekte olan bir züppeliğin şimdilik mukaddes kitabı mahiyetindedir. Bunun için de, zararlı kelimesinin ifade edemiyeceği kadar korkunç bir mâhiyet taşımaktadır. Evet, ben bu zümrenin ve bu zihniyetin yeni farkına vardım. Önceleri birkaç dostumdan işittiğim menkıbelerine adeta inanmak istememiştim. Fakat sonra kendilerini ve hattâ mekânlarını gördükten, kendi ağızlarından mahiyetlerini öğrendikten sonra ürperdim. Hele Nurullah Ata beyin her mecliste bu şiirleri bol bol inşat ettiğini de duyduktan sonra şerlerinden Allah’a sığındım. Vaziyet kısaca şundan ibaret: Bu “efendi”lerin çoğu kulaktan dolma bir şeyler işitmişler. Fransa’da daha doğrusu Paris’te hakikîexistencialistedeğil de, bu maske ile geçinen garip kıyafetli, birkaç züppeyi çığırtkan olarak tutan, bazı bodrum kahvelerinde şaşkın birkaç Amerika seyyahını celbetmek için, içeriye oturmuşlar, bunlar her türlü kabalığı ve garabeti mübah olarak görüyorlarmış. Tabiî bu kahve çığırtganlarının asılexistencialismemeslekinden ve felsefesinden haberleri yok. Onlar, süs için yer dolduran sahtekârlardan
Çok Üzgünüm
Kontak lensimin biri düşmüş, tek gözlüylüm şuan. Bu halde bir de kitap okumaya heveslendim, ne olacak şimdi?🥺🥺
Bu dünyadaki en büyük sorun "ben"im. Bugün kendime şöyle şeyler diyordum ve birkaç gündür de buna çıkan pek çok içsel konuşma yapmıştım. Neyse bugün de şöyle şeyler diyordum kendime ve kendimle: "Son kitap artık yayınlandı. Aradığımı buldum. Bu senenin sonuna kadar geriye dönmemek üzere gitmiş olucam. Aradığınızı da bulamayacaksınız. Artık yardımcı olmayacağım. vs. vs. gibi." Bu akşam başım çok ağrıyordu. Bu durum çok sinirlendirdi. Çok kısa süre sonra anladım hemen; Bu dünyadaki en büyük sorun "ben"im. 10 Günde Özgüven sayfa 59: "Bu dünyada sadece tek kişi sizi daha depresif, endişeli, sinirli yapabilir. Bu, sizsiniz!" Ayrıca taşın ayasına tam oturması bla bla bla... bu konu bağlamı sonraya kalır. Birkaç gün önce yeni okutman olmuş bir erkeğin sözde cesaretli, olayda maşa gibi bir davranışına maruz kalmıştım. Sonra hemen gidip yaptığı şey hakkında konuştum onunla. Devamı bugün son buldu. Neyse şimdilik bu kadar.
Sonunda elimize geçti bu kadar beklemenin ve iki cilt çıkartmaları gereken yerde tek cilt 1400 sayfa ve bı anda akıllarına eserek değiştirdikleri kapak ile birlikte. Bu akılçelen gerçekten adam olmaz
Duygu ve Düşünce