💬 Bugün Sanayi Devrimi’nin, kas gücünü devreden çıkardığı gibi, Yapay Zekâ Devrimi de zihinsel konforumuzu sarsıyor. Ancak unutmamalıyız ki; algoritmalar, bilgiyi çoğaltabilir ama hikmeti üretemez; hız kazandırabilir ama merhameti kuşanamaz. Meslekler değişse, makineler güçlense ve dünya başka bir çehreye bürünse de değişmeyen tek hakikat, insanın "eşref-i mahlukat" olarak taşıdığı o ilahi özdür. 📖 İnsan ve Hayat dergisi Haziran sayısında "Meslek Tercihleri ve Yapay Zekânın Etkisi" başlığıyla yayınlanan makaleyi kaçırmayın! 📚 Bol istifadeli ve keyifli okumalar dileriz! İnsan ve Hayat - Sayı 196 (Haziran 2026)
Yapay Zeka
"Sükutun Sesi" ve cehaletin küstahlığı...
Argoda kullanılan "ağzı olan konuşuyor" tabirinden pek hoşlanmam, amma öyle bir çağı idrak ediyoruz ki, kitabının kapağını bir ömür açmamış, mürekkep okkasını dahi eline almamış, bakkaldan satın aldığı icazet ile makam-mevki işgal etmiş, isminin sol tarafında yer alan kısaltılmış harflerden ibaret ünvan ve rütbelerle şahsiyet bulduğunu zanneden güruh amip gibi çoğalıp duruyor her mahfilde her mecrada...üstüne üstlük bir de, ömrünü ilim tahsiline hasretmiş, talebeliğini bir ömür sürdüren ilim, hikmet ve irfan ehline akıl vermeye, yol yordam göstermeye, nerden (ç)aldığı belli aforizmalarla felsefe öğretmeye kalkmazlar mı ? Hasbünallahü velnimel vekil... Bahse konu bu güruh, cehaletin en tehlikeli türevi olan "cehl-i mürekkep" (bilmediğini bilmeyen ve bilmediğini de din gibi savunan) hastalığının günümüzdeki canlı örneğidir, şimdi mevzubahis kelâmın arkasını getirmeye çalışalım: Cehaletin küstahlığı var ki....İsminin önüne dizdiği iki üç harflik ünvanı, ruhunun cüceliğini gizleyen bir zırh zannedenlerin en büyük trajedisi, "derinliği olmayan sığ sularda devasa gemiler yüzdürmeye çalışmalarıdır". Geçmişte ilim bir "haysiyet" ve "çile" işiyken, şimdilerde ne yazık ki bir "kartvizit" fetişizmine dönüştü. Ömrünü kütüphanelerin tozlu raflarında dirsek çürüterek geçirmiş, bir kelimenin iştikakı (kökeni) için uykusunu feda etmiş gerçek irfan ehli, edep ve mahviyetinden ötürü sesini yükseltmeye hicap ederken; bu "diplomalı amipler" meydanı boş bulmanın pervasızlığıyla en gür sesle bağırıyorlar. "Yarım Tabip Candan, Yarım Hoca Dinden Eder" Eskiler bu sözü boşa söylememiştir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tehlike tam olarak budur: "(Ç)alıntı aforizmalarla" felsefe kurduğunu sananlar, Sosyal medya mecralarında üç beş beğeni uğruna 'kadim hakikatleri meze edenler", İki kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kurumsal kütüphane sistemleri
Kurumsal kütüphane sistemlerine doğrudan ve sistematik bir entegrasyon hedefi taşımaz. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında yayınevleri, edebiyatın dolaşımında temel merkez haline gelir. Kitabın basımı, dağıtımı, tanıtımı, eleştiriye ulaştırılması ve kütüphane kanallarına girmesi büyük ölçüde yayınevi gücüne bağlıdır. Bu modelde yazarın rolü çoğu zaman üretimle sınırlanır; eserin kurumsal dolaşımı ise yayınevinin ağı, prestiji ve dağıtım kapasitesi üzerinden şekillenir. Şans ve Dans örneği bu tarihsel çizgide farklı bir yere oturur. Burada bağımsız yazar, yayınevi merkezli pasif dağıtım modelinin dışında kalarak eserin bibliyografik kimliğini kendisi kurmaya çalışır. ISBN, OCLC, Library of Congress kaydı, uluslararası kütüphane katalogları, üniversite koleksiyonları, Türkoloji merkezleri ve beşerî bilimler kütüphaneleri birlikte düşünülür. Böylece kitap yalnızca “okura gönderilen” bir nesne değil, kurumsal sistemlere adım adım entegre edilen bir bibliyografik varlık haline gelir. Bu yönüyle Şans ve Dans modeli üç açıdan ayrışır. Birincisi, model küreseldir. Tek bir ülke, şehir ya da edebî çevreyle sınırlı kalmaz; farklı kıtalardaki kütüphane ve akademik kurumlara yönelir. İkincisi, model belgelenebilirdir. Her kabul, katalog kaydı, teslim bilgisi, kurumsal yanıt ve bibliyografik görünürlük izlenebilir bir kayıt üretir. Üçüncüsü, model tekrarlanabilirdir. Doğru bibliyografik dosya, doğru kurum seçimi, doğru iletişim dili ve doğru takip sistemiyle başka bağımsız yazarlar için de uygulanabilir bir yöntem önerir. Bu nedenle Şans ve Dans örneğinde ortaya çıkan şey yalnızca bir yazarın kitabını tanıtma çabası değildir. Bu, bağımsız yazarın kendi eserini kurumsal hafızaya taşıma, bibliyografik olarak görünür kılma ve edebiyat sisteminin dışından içeriye doğru kendi yolunu açma
Kütüphanesi olan ve birçok kitap okuyan birinden korkmamalısın, korkman gereken kişi yalnızca tek bir kitabı olan, onu kutsal sayan ama hiç okumamış olandır.
Kadına bir daha baktım: İçimde idi, beş duygumda ve; milyon mu, milyar mı kılçallar da dâhil ne kadar damarım varsa hepsinde atıyor, sinir uçlarımda titreşimler yapıyordu, kısaca, olduğu yerde değil bende idi, ben olduğum için vardı; ama gene de bakmadan yapamadım: Artık durgun değildi, donuk değildi, sabırsızdı, hattā hırçındı; ama gene de gūzellik bu idi işte, sevilen bu idi işte, bir defa, tek bir defa ve bir an için, yalnız bir an için var olan ve hiçbir canlı için tekrarlanamaz olan bu idi işte. Biz benzerleri ile, benzeri sandıklarımızla oyalanırdık. İçinde korku bulunan, ama kelimesi hiçbir dilde keşfedilemeyen bu idi işte. Gitmemeliyim diye düşündüğüm için utandım. Bunu anlamış ve gülümsemiş.. olmalıydı. Oğlumuz: Yarın Diye Bir Şey Yoktur
Kitap Alıntısı
Tek Bir Cevap...
Nasılsın diye sorarlardı dostlarım, iyiyim derdim. Ben de onlara sorardım, onlar da iyiyim derlerdi. Gene öyle olsun; birbirimize rastlayınca hemencecik soruverelim: Nasılsın? Ama sakın unutmayın; cevap bir kelimedir: İyiyim diyeceğiz. O kadar işte. Dünyanın güllük gülistanlık olması için daha ne istersiniz? İyiyiz dediniz mi her şey iyidir, iyi olur, iyi olmalıdır. Sonra ne güzel, düşünün, herkes iyi, hepimiz iyi, her şey iyi olacak. İnanmayan içinin zifirinde boğulup gitsin, ama lütfen iyi değilim demeğe kalkmasın. Ve lütfen okumasın bu hikâyeyi. Sevmez çünkü.. sevemez. Oğlumuz: Yarın Diye Bir Şey Yoktur
Kitap Alıntısı