"Yalan, bir tek söyleyemediklerimiz değil; bazense sustuklarımız.."
Dijital Bataklıkta Boğulan Ruhlar
Buranın yazı dilindeki içi kof ve cüce bırakılmış eksiklikten midir, yoksa psikolojisi topyekün laçka olmuş bir güruhun yalandan, kurgudan ve riyadan ibaret hayatları profil diye kusup arkalarında bıraktıkları o şizofrenik gerçek hayat kırıntılarını öngörmekten midir bilmem; bu sosyal platformlar insana zerre kadar, en ufak bir emniyet ve güven hissi vermiyor. Şurada kafayı nereye çevirsek, beş kuruşluk itimat edip selamı ziyan edecek tek bir haysiyet sahibi yok, kelimenin tam manasıyla hiç kimse! Hepsi, kendi elleriyle ördükleri yalan dünyasının pis suyunda can havliyle çırpınan akvaryum balıkları gibiler; sahte dünyalarından çıkıp gerçek hayatın iklimine geçmeye ne yüzleri var ne de nefesleri, zira o temiz havayı soludukları an ciğerleri patlar, anında boğulurlar, daha kötüsü karşılarındaki temiz sineleri de kendi bataklıklarına istemli yada istemsiz çekerler. Bundan sonra kendime değil sizlere tenkid yazıyorum. Dilimin sert ve sivri tarafıyla tanışmak isteyenleri beklerim. Bundan sonra engel var, daha sivri dil var, fazla düşünüp aman üzülmesin diye düşünmek yerine diğergamlıktan yoksun sizin gibi biri var. Çarpılmak isteyen beri gelsin, kim kimin bataklığında boğacak görelim.
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dönüşüm
Sıcak bir yaz akşamı, sokakta oynayan çocuklar, kapı önlerinde sohbet eden kadınlar ve adamlar. Heryer cıvıl cıvıl kahkaha dolu. Eski ahşap evin cumbalı penceresinden çiçeklerini sularken seslendi yaşlı kadın… Amma gürültü yaptınız kafamız şişti sabahtan beri..! Çocuklardan biri; daha yeni çıktık kapıya teyze dedi. Ben yalan mı söylüyorum gürültünüzden durulmuyor. Sadece biz koşmuyoruz ki. Çok gürültü varsa camı kapatın…! Bak hele laflara bak. Bacak kadar çocuk akıl veriyor. Asıl çocuk sensin. Bu kadar insan var bir tek bize kızıyorsun. Ne haliniz varsa görün deyip içeri girdi. Söylene söylene…. Kenardan olayları seyrederken kendi kendime gülüyorum. Kim daha çocuk….
İnsan ve Duygular
Bursada bir masal evi ​Baba, hadi bir oyun oynamayalım adını bilmediğim, Yatayım dizine, saçlarımı tara...Anlat bana, sevgi neydi bu dünyada? Hani o çok sevdiğim şarkıdaki gibi, Bana da bir masal anlat, yalan olmasın Ayla Kaya-Babam Evimizin Küçük kızı hatice baba diyip bana sarıldığı zaman o sıcacık evin nasıl bir ilahi huzur kaynağı olduğunu ben bir kez daha anlıyordum işten ne kadar yorgun dönmüş olsamda eşim Ayşe hanımın Mustafa bey hoşgeldin diyip önüme bir sıcak çay koyması dışarıdaki tüm yalanları unutturuyordu ev bir oyun alanı dünyada sevgi dolu tek yerdi benim için hayatımızı kolaylaştırması gereken onca icatlar arasında dünyam daralır gibi hissederdim fakat dünyam ne zaman hadi baba bir oyun oynayalım bana ibretlik bir masal anlat diyen sesi tüm dünyamı genişletir hayat kolaylaşırdı benim için Ve o günün kıssası ibretlik hikayesi başlıyordu bak kızım dedim Mekke eski bir yerleşim alanıdır dağlık ve engebelidir sende kimi zaman komşularını kimi gün ise anne ve babanı yitireceksin diyip Hz Muhammedin hicretini Medinede insanları birbirine nasıl kardeş ettiğini anlattım Hz Muhammed SAV ilk önce sevdiklerinin kaybı ile sınandı demekki ölümden önce ayrılık ile sınanacağız ve Peygamberimiz SAV hicret yolculuğunda Medineye varmadan Kuba mescidini inşa etti şimdi ise bursada üç odalı bir sarayda Allahu Ekber sesi işitiliyordu Kubada öğretmenlik yapan efendimiz SAV gibi Mustafa amcada kızına öğretmen oldu
Din
Herkes gittiği cemaati, hizbi tek doğru ve mükemmel kabul ediyor. Zamanında bende bazı hizip ve cemaatler de bulundum. Kendi kabuğunu kıramayan, ehli sünnetin kitaplarını okumayan, diğer cemaat ve hiziplerin düşüncelerini sorgulamayan, eleştirel bakışı olmayan insan gerçekten bataklıkta yüzüyor. Delaleti ve subutu kati ayet ve hadis olmasına rağmen, Allah'a ve Resulûne yalan isnad eden partiler ve cemaatler bile ehli sünnetiz diye kendini pazarlıyor maalesef.
ZULÜM ALLAH'TAN MI GELİR: Dımaşkî - İktidar ve Kader
Hicrî 125 (M.S. 743) yılına yaklaşırken Şam’da, Bâb el-Ferâdîs “Cennet Kapısı” denilen kuzey sur kapısının önünde bir kalabalık toplanmıştı. Kapının altında, az sonra idam edilecek, elleri ve ayakları kesilmiş bir adam vardı; bazı rivayetlere göre, son sözünü söyleyemesin diye dili de kesilmişti. Yanında, bir zamanlar adaletiyle ünlü Halife Ömer b. Abdülaziz’in muhafızlığını yapmış olan müridi Sâlih b. Süveyd duruyordu, o da asılacaktı. İnfazı emreden, dönemin güçlü hükümdarı Hişâm b. Abdülmelik’ti. Asılan adamın adı Gaylân ed-Dımaşkî’ydi. Suçu bir isyan, suikast ya da ihanet değildi. Suçu, tek bir cümleydi: “İnsan, yaptığından kendisi sorumludur.” Bugün bize sıradan bir hakikat gibi görünen bu cümle, sekizinci yüzyıl Şam’ında bir adamın hayatına mal oldu. Çünkü o cümlenin arkasında, düzeni sarsabilecek bir cümle gizliydi: Eğer insan yaptığından sorumluysa, halife de yaptığından sorumludur ve zulüm “Allah böyle takdir etti” diyerek meşrulaştırılamaz. ŞAM’IN KÂTİBİ, SARAYIN İÇİNDEKİ YABANCI Gaylân ed-Dımaşkî’nin hayatına dair elimizdeki bilgiler sınırlı ve yer yer tartışmalıdır. Tam adıyla Ebû Mervân Gaylân b. Müslim, nisbesiyle el-Kıbtî ed-Dımaşkî, muhtemelen Mısırlı bir Kıptî ya da Himyer’in Kıbt koluna mensup bir aileden geliyordu. Her halükârda Arap aristokrasisinin dışında, mevâlî (azatlı) tabakasına mensuptu. Babasının Emevî hanedanına bağlı bir azatlı (yani köleliği sona erdirilmiş kimse) olduğu aktarılır. Kendisi ise Şam’da, imparatorluğun kalbinde, devlet kâtipliği yapıyordu. Kaynaklar onu, Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Saîd’e öğretmenlik yapacak kadar saraya yakın gösterir. Daha da önemlisi, sonradan “İslâm’ın en âdil halifesi” diye anılacak olan Ömer b. Abdülaziz onu yanına almış, vaazlarını dinlemiş ve bazı reformlarda ona dayanmıştı. ADALET SÖZ DEĞİL,
Alıntı