Puan vermedi
men samete necâ anladik,, kierkegaard'in ya/ya da'si ile sentez antitez eylenebilir, neler cikar acaba, cok kizgin bir kitap, oturtamadim bir yere, devamli ayakta geziyor, kiziyor. aman tekfir ilan olunuruz diye korktum biraktim coktehlikeli, gaza(p)li,,,,
Dilin Âfetleriİmam Gazali · Rağbet Kitap · 202417bin okunma
8/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Kitap elime 3 yıl önce geçmişti ve isminden bir anlam çıkaramamıştım. Süleymaniye özelinde bir kitaptı. Sonra gözüm takılınca kendimce bir yorum yaptım. Taş normalde taşmaz. Taşamaz. Semserttir nasılsa. Fakat altından mânâyı çıkarırsan taşar. Ve evet, bizim ceddimiz, İslam ile taşı yoğurmayı bilen mimarlarımız kullandıkları her taşı taşırdı. Onlardan mânâlar hâsıl oldu. Kitabı okumayı ertelememdeki sebep Süleymaniye'ye gidemeyişimdi. Mekan olarak anlatıldığını düşünüyordum. Gidemeyeceğim yerleri görmeden okumayı sevmem. Gidişime erteledim. Ve sonra fırsat çıktı. Ama aynı zamanda benim için bir tevafuk. Kitabı çok zamanında okuduğumu düşünüyorum. Ruhum daralmışken, sıkışmışken. Böyle zamanlarda hep camiye giderim. Tazelenmek, kendime gelmek için. Camiler böyledir. Kitap aslında sadece Süleymaniye özelinde değil, genel bir cami atmosferi var. Ahmet Murat camiyi berzah olarak tanımlıyor. Yani eşik. Dünya ile ahiret arasında. Dünyadan kopmadan Allah ile aracısız irtibat ve ahireti hatırlayış, yöneliş. Hem hayatın içinden hem de hayatı bir süre kapı dışında bıraktıran. İkisi bir arada. Süleymaniye. Heybetlidir. Ama kapıyı istediğin an açıp hesapsız girebileceğin kadar ulaşılabilirdir. Üzerinde bulunduğu tepeden ve oranın güzelliğinden, İstanbul'dan başka bir yere bu kadar yakışamayacağından da bahsediyor yazar. Bir de mekan ve yer kavramlarının farkından bahsedip Süleymaniye'yi yer olarak nitelendiriyor: ''Yerin içi doludur, anlamla örülüdür ve bu sebeple içi ağırdır. Bir yerli olmak, oradaki tarihsel varlıktan yani anlamdan kaçamamaktır. Bu anlamın orada oluşturduğu ağırlık, yerin zihinde, hatırada ve siyasette kımıldatılmazlığını da oluşturur. Bir mekanı yer olarak benimseyen kimse, kendi özgül varlığını o yere ilikler ve böylece oradan kendisine ve kendisinden oraya bir
Taşı TaşırmakAhmet Murat · Ketebe Yayınları · 2023468 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mütevatir Hadisler Hakkında İnceleme
Puan vermedi·192 syf.··
2026 18. kitabı
İmam Suyuti (ra), bu eserinde mütevatir hadisleri derlemiştir. Kitap Mehmet Emin Akın'ın (Allah (cc) kendisinden razı olsun) mütevatir hadislerin ne olduğu açıklayan kıymetli bir yazısı ile başlamaktadır. Mütevatir hadisler'in bence en kolay anlaşılabilir tanımını burada aktaralım: "Yalan üzere birleşmesi aklen mümkün olmayan bir grup sika ravinin aktardığı haberler" mütevatir hadisleri oluşturmaktadır. Muhtelif alimler bu konuda bazı sayı kriterleri ya da farklı yaklaşımlar ortaya koymaya çalışmışlardır (Allah hepsinden razı olsun); lakin burada mutabık olunan bir kriter net bir şekilde ortaya konulamamışlar. Bu ilmi tartışmaların sonucunda şöyle bir noktaya varılmıştır. Lafzi olarak mütevatir hadisler çok sınırlı olsa da; mana olarak mütevatir olan hadisi şerifler çokçadır. Ayrıca mütevatir hadisler eğer nesh eden bir durum yoksa amel etme gerekliliği açıktır. Hatta alimlerin çoğu için inkarın da ya amel edilmemesinde ciddi bir vebal vardır. Kitapta geçen bazı hadis-i şerifler Hadis 8 ... Allah'ın Resûlü (sav); "Kıyamet saati kendisine sorulan, sorandan daha iyi bunu bilemez ki" dedi. "Peki, (öyleyse) bana alâmetlerinden haber ver" dedi "Kadının hizmetciliğini yapacağı ve kendisine efendilik taslayacak olan kızını doğurması, yalın ayak, üstü başı çıplak, aç koyun çobanlarının yüksek yüksek binalar yapmalarını görmen" dedi. (Ömer); "Sonra bu adam yanımızdan ayrıldı gitti. Allah Resûlü (sav) bir süre sonra, bana; "Ey Ömer, soru soran -bu adamın- kim olduğunu biliyormusun?" dedi. "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dedim. "O Cibril idi size dininizi öğretmek için geldi." dedi.>>> Hadis 14 Ebu Said el-Hudri'den (ra) gelen bir rivayette Allah'ın Resûlü (sav) şöyle söyledi: "Abdest alırken Allah'ın adını zikretmeyenin abdesti yoktur. Hadis 16 Abdullah b. Amr'den (ra): O
Mütevatir Hadislerİmam Suyuti · Misak Dergisi Yayınları · 199248 okunma
Puan vermedi·816 syf.··
2026 1. kitabı
·
437 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 18:41
İbni Kesir’in(rahimehullah) bidat ehli ve avam tarafından neden bu kadar çok sevildiğini merak ederken kitaplarının ve sözlerinin tahrif edildiğini tahmin ediyordum. Allah Azze ve Celle Kuran’ında bir çok ayetinde çoğunluğu kötülerken; bu yaşadığımız ahir zamanda çok daha daha fazla dikkatli olmamız gerekir. Kitabı okurken bir sürü batıl kıyasla karşılaştım. Ayrıca İbn’i Teymiyyenin(rahimehullah) öğrencisi olan bu adam; yani ne alaka? kendisini tekfir edip öğrencisine rahmet okuyorlar bu nasıl saçma bi çelişki diye düşünenler çok olmuştur. Çelişkinin sebebi bu zaten. Kitabı okurken bir sürü tahrife rastladım. İbn Kesîr’in “el-Bidâye ve’n-Nihâye” adlı kitabından derlenmiş, fakat Sahih Hadislerin şerhlerine Budizm’den etkilenen Tarikatçıların uydurulmuş ve batıl sözlerini eklemişler. El-Bidâye ve’n-Nihâye kitabını okuyup bu kitapla karşılaştırmanızı tavsiye ederim. Bu olay yalnız bu kitaba mahsus değil; günümüzde neredeyse bütün seleften ehli sünnet Alim kitapları tahrif edilmiş şekilde raflarımızda duruyor.
Hz. Peygamber (S.A.V.)'in Hayatıİbn Kesir · Çelik Yayınevi · 201368 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 1. kitabı
Haricilerin içinde görece mutedil olan İbadilerin “alimlerinden” Salim bin Zekvan’ın muhtasar siyer/siret kitabı. Mutedil diye anılmasına rağmen Osman ve Ali radıyallahu anhuma’yı tekfir ediyor. Osman radıyallahu anh’ı zulümle suçlayıp tekfir ederken, Ali radıyallahu anh’ı ise Hakem meselesinden ötürü tekfir ediyor. Kitabın son bölümünde ise yine Haricilerden Ezarika taifesini ele alıp eleştiriyor. İbadiler bugün Umman’da resmi mezheptir. Umman halkı; Kral’ı müftüsü ve halkının çoğuyla Harici İbadi’dir. Yolunuz düşerse şaşırmayın. Günümüzde tekfir meselesine çokca atıf yapıp muasır Ehli Hadisi/Selefileri bu taifeyle bir tutanlar maalesef ki yalnızca tekfirden ötürü bir benzerlik kurarak bunu yapıyor. Oysa İslam, gayri İslami her inanç ve ehlini tekfir etmeyi dinin aslı/şiarı kılmıştır. Bununla beraber yine İslam’a müntesip olup sonradan hak yoldan sapanlarda tekfir edilmiştir. Dört mezhebin fıkıh kitapları “babul mürted” bahisleriyle dolu. Ama bugünün Mürcie’sine sorsanız İslam’da tekfir ya komple yoktur yahutta sadece fiile küfür denilir fakat faile kafir denilmez. O halde kime uygulanacak o mürted hükümleri? Bu anlayışta olan kimselere Mürcie deseniz hemen biz şöyle itikad etmiyoruz diyorlar, hakeza Kelam ehli olanlara siz Cehm bin Savfan ve Mutezile gibisiniz deseniz, hayır biz şöyle şöyle itikad etmiyoruz derler. Peki neden kendi sevmediğiniz tarafa gelince onlar Haricilerin herhangi bir kolu gibi itikad ediyor mu, mesela; büyük günah sahiplerini tekfir ediyorlar mı, sahabeyi özellikle de son 2 halifeyi tekfir ediyorlar mı, recm’i inkar ediyorlar mı, sünnetin hüccet olmadığını ve Müslümanların çocuklarının baliğ ve rüşd sahibi olana kadar Müslüman kabul edilmeyeceklerini söylüyorlar mı? Eğer bunlara bakmıyorsanız, bırakın bakmayı Haricilerin bu görüşlerinden
Din
Es-Sire Bir Harici -İbadi KlasiğiSÂLİM b. ZEKVÂN · ANKARA OKULU YAYINLARI · 015 okunma
Tevhidin Sınırları ve İstisnasız Bağlılık
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 15:21
Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun. Kitap incelemesine gelince; Muhammed bin Abdülvehhab’ın bu eseri, İslam akidesinin en temel yapı taşı olan tevhid kavramını sadece "inanılması gereken bir ilke" olarak değil, aynı zamanda "korunması gereken bir sınır" olarak ele alıyor. Yazarın üslubu, her zamanki gibi doğrudan, delillere dayalı ve tavizsiz bir netlikte. Kitap, tevhidin sadece dille ikrar edilen bir kavram olmadığını; amel, niyet ve bağlılık gerektirdiğini savunuyor. Yazarın temel argümanı, tevhidin bir bütün olduğu ve bu bütünlükten verilen en ufak bir ödünün, kişinin inanç dairesiyle olan bağını zedeleyebileceği üzerinedir. Abdülvehhab, tarihsel süreçte ortaya çıkan ve tevhidi gölgelediğini düşündüğü pratikleri Kur’an ve sünnet ışığında sert TAVİZSİZ bir eleştiri süzgecinden geçiriyor. Yazarın bu çalışmasında dikkat çeken en önemli unsur, meseleyi "gri alan" bırakmayacak şekilde formüle etmesidir. Eser, bir müminin tevhidi terk etmesine sebep olabilecek durumları (nevakıdu'l-İslam çerçevesinde) maddeler halinde ve sarsıcı bir üslupla sunuyor. Bu durum, kitabı sadece bir "öğreti" kitabı olmaktan çıkarıp, bir "uyarı ve sakındırma" metnine dönüştürüyor. Sonuç olarak bu kitap, bir "maneviyat" okumasından ziyade, bir "hukuk ve akide" metni disipliniyle yazılmış. Muhammed bin Abdülvehhab, tevhidi terk etmenin sonuçlarını anlatırken aslında İslam'ın özüne dönüş çağrısı yapıyor. İnanç dünyasında net çizgiler arayan ve gelenekselleşmiş bazı uygulamaların akidevi karşılığını merak eden okurlar için sarsıcı ama bir o kadar da öğretici bir eser. Tevhidi terk edenin küfrü hakkında şüphesi olanların şüphesi, hem selef alimlerinin nakilleri hem de sahih kaynaklarla çürütülüyor. Son sayfasına doğru Şeyhülislam İbn Teymiyye'nin hapisteyken yazdığı mektuptan alıntı
Din
Tevhidi Terk Edenin Küfrü HakkındaMuhammed Bin Abdulvahhab · Neda Yayınları · 202312 okunma