rdl
Nerede hata yapıyorum ya da nerede hata yapmıyorum? Sevmek mi, incitmek mi, düşünmek ya da gömmek mi tüm telaşe? Hayır, yeni baştan tanışmak ve övmek kendini, öyle övmek dediğime de alınmayın, kendini sevdirmek, tatlılaştırmak karşındakine.. Yoo, kısacık tatlılık, sonra şey oluyor, soğuk nevale. Şöyle bir düşünme hakkı, şöyle bi zaman tanıma hakkı versek? Acele işlere sevgi girmez, zamanın içine yayılsın şu sevgi, rahat bırakalım dedik ama, Zamanı mı öldürdük sanki biz!?
İnsan nefes alış verişini fark etmeden nasıl bir telaşe içinde yaşayıp gidiyor. Oysa sakin ve sessiz bir şekilde onu fark ettiğinde ferahlıyor...
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Üç günlük dünya için çok telaşe
Duygu ve Düşünce
Sermaye'nin fethi, fethin sermayesi:
Türk mimarisi diye bir şey var. İçinde sofası, avlusu, küçük bahçesi olan geleneksel Türk evleridir bunlar. Bize özgü bir İslâmî tını sezersiniz. Arazi, nüfus, maliyet, piayasa koşuları derken belki büyükşehirlede bunları yapması zor olabilir. Ama taşranın en ücra kasabasında bile ucube sıvalarla bezenmiş beton yığınları talep görüyor. Yine eski Türk mimarisine yönelik talep yok. Neden? Bana kalırsa bunun cevabı çok açık: Hayatta kalma gailesinin, estetik kaygılara galip gelmesi. Evrimsel biyolojide bunun psiko-biyolojik bir açıklaması vardır muhakkak ama konumuz bu değil. Hayatta kalma telaşesi, sadece halk tabanında olmadı. Devlet elitlerinde de bu telaşe vardı: Modern Türklükte, ulusun kıt kaynaklarını verimli kullanma düşüncesi, yıllarca sağlıklı kentleşmeye bir "mazaret" olarak kabul edildi. Kalkınmacı modernlik ve onun siyasal uzantısı olan "ulus inşası" ile yakından kesişiyordu bu düşünce. Ancak her mazaretin bir süresi vardır; Ulus inşası gerekçesiyle çarpık kentleşmeye 80-90 yıl boyunca izin verildi. Üç büyük şehirde sermaye yığıldı. Peki şimdi niye izin veriyoruz? Ruhsatsız yapılar, kaçak imarlar, satılmış milli araziler, daracık, sıkış sıkış kent hayatı... Bu rezillik neden? Modernizm ve serbest piyasa, ulus inşaasını tamamladıysa, kentleşmeyi bozan unsurlara neden izin veriliyor? Cevap açık: RANT. İşte rant devreye girdiği andan itibaren, kentleşme sorunlarının siyasal-olandan ayrı düşünemeyeceğimizi görüyoruz. Modernizm ve serbest piyasa derken, bir baktık ki verimlilikten kasıt, sermayecilerin kâr marjından başka bir şey değilmiş. Siyasal elitler, hâlinden memnun. Halk da memnun: akmasa da (rant) damlıyor tavrı alınmış, taa 1950'den beri. Üzülerek söylüyorum ki, klâsik demokrasinin öngördüğü şekilde olan "hukuka uygun hareket eden ve plan
Siyaset
S1keyim bayramları, ben mutlu olamadıktan sonra. Hep bir telaşe, hep bir yoğunluk, hep bir yorgunluk.. Allah'ım görmüyor musun beni?
Öylesine 2...
"Resimsiz bir romanın, altı koyu renk çizilmiş, yüklemi belli olmayan cümlesi gibi uyanmıştı yeni güne. Renksiz, belirsiz ve bitkin. Akşamdan kalma sarhoş yağmur, yalpalayarak camdan cama dolanıyor, sokağın kirine bulaşmamak için yere düşmemeye çalışıyordu. Dışarıdaki hava hiç mi hiç mayısa benzemiyordu. Yağmur yüzünden kapalı pencereler, ağır ve sıcak havayı küçücük salona hapsetmişti. İçerideki ağır koku yüzünden kalkıp pencereyi açtı. Nispeten serin ve temiz hava içeriye doldu. Gözlerini kapatıp, okşaması için suratını yeni güne uzattı. Birkaç yağmur damlası yıkamak istedi yüzünü, denk getirip tutturamadılar. Sarhoş yağmura dayanamayan körpe erik ağacının çiçekleri dökülmüş, yeşil halıya benzeyen toprağı süslemişti. Bahar yağmurunda ıslanmayı göze almış birkaç erkek ve kadın, pek telaşe etmeden sağa sola yürüyordu. İçinden birkaç devrik cümle kurdu. Üstüne bir iki de küfür. Islanamamış yüzünü alıp içeri girdi. Tişörtün altından karnını kaşıdı. Ellerini iki yana, ağzını da sonuna kadar açıp gerinip esnedi. Saat sekizi azıcık geçiyordu." ________Eylül 2025________
Duygu ve Düşünce