“Eğer Tanrı benim gelecekteki istencimi önceden biliyorsa,onun önceden bildiği şeyi istemem zorunludur çünkü onun önceden bilmesinin dışında hiçbir şey meydana gelmez. Fakat eğer bu zorunluysa o zaman kişi bunu istençle değil,zorunlulukla istediğini kabul etmek zorundadır.”
Genç bir tıp doktorun içsel yolculuğunda yaşadığı varoluşsal krizin bir dışavurumunu özetler nitelikte bir kitap. Yalnız bir adamın zihnine yolculuk yapmak onun varoluşsal sancılarına tanıklık etmek ve kendisini ifade ederken yaşadığı güçlüğü ironik bir biçimde kaleme alması amatörce de olsa güzeldi. Çocukluğunda yaşadığı zorluklar,ebeveynlerin çocuk sahibi olmasını dünyaya bir kurban sunma şeklinde tasvir etmesi büyüleyiciydi. Özgür iradenin olmaması,kaderin kıskacında birilerinin kaderinin içinde yer edinip aynı kaderi farklı bir bedende deneyimleme saçmalığı, hergünün bir önceki günden farksız olması kısır bir döngü içersinde Sisifosvari bir anlam aramayla bu girdaptan kurtulmak en büyük amacı olmuş. Yarım kalan arzular,belirsiz ve anlamsız yaşamlar,yarınsız gelecekler ve varoluşun sancısını artık duyumsayamamak…