• 232 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Muazzam bir varoluşsal sancı hikayesi. Hayatta varoluş umudumuzun sorgulanabileceği, gerçeklerle yüzleşmemizi sağlayacak acı bir roman. Çok akıcı ve bitmesini istemeden 2 günde okudum.
  • Toplumları yaşatan şey; bir değer ekseninde tekrar dirilmektir. Değerler toplumda giderek eridiğinde, ne kadar çok maddi ögelere sahip olduğunuz çok önemli olmayacaktır. Çünkü değerlerin kaybolması, güvensizlik, içe kapanma, büzüşme, ilişkilerin içtenliğini ve samimiyetini kaybetmesi ve nihayetinde insanın hayattan mutsuzluk duymasını beraberinde getirecektir.
    Mustafa Tekin
    Sayfa 51 - Rağbet yayınları
  • Niçin yataktan çıktığımı, niçin yatağa girdiğimi tam olarak anlayamıyorum.
  • 104 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Merhaba kitapsever dostlarım, keyifler umarım iyidir. Bugün, geçen gün alıntılar eşliğinde mini bir inceleme yazdığım Fragmanlar Arasında isimli deneme kitabıyla geldim. Deneme okumak çok zevkli bir süreçmiş. Daha önce de okumadım değil ama bir kitap içerisinde denemeler okumak (Montaigne’den sonra) ilk oldu. Deneme okurken yazarla aynı düşündüğüm yerler de oldu, ayrıştığım yerler de oldu. Ama türün kendisi gereği bu hiç önemli değil, denemede yazar da ona uyan ya da uymayan ben de kanıt gereği hissetmiyoruz ki? Elimde bir işaret kalemi bir de pilot kalem ile resmen konuşa konuşa okudum, bitirdim. Deneme olduğu için kolay okunur diyemiyorum ama aşırı zor da demiyorum. Felsefe alt yapınız varsa inanın bana güzel bir süreç olacak. Felsefe alt yapınız var ve bir de hayatta farklı olmak, kendinizi bulmak, sürüye uymadan ‘kendiniz gibi, ‘ben’ dediğiniz kişiyi bularak yaşamak isteğiniz varsa bu defa yine inanın bana iki kat güzel olacak. Yazarın özellikle varoluş ve benlik gibi konulara değindiği noktalara “bayıldım” demek istiyorum. Sadece sanırım ben Yahya Bey’e göre daha umutluyum Burada da devreye ikimizin dünyaya bakışının farklı oluşu, ikimizin de tecrübelerinin farklı oluşu giriyor. Ama benzer dertlerim olan her yazarı çok seviyorum, biliyor musunuz? Kitapta mülteciler üzerine de yazarın görüşleri var, hatta denemelerin bazıları ve son kısım mülteciler hakkında. Dünyaya mülteci olarak gönderildik, de demek istiyor yazar bir yerde. Neden mültecilerin varoluşunu yok sayıyoruz? Varoluşsal açıdan bakınca yazar çok haklı. Ben her denemeyi genel bazlı okudum çünkü spesifik bir şey derken bile öyle güzel bir genelleme yapılmış ki insan sorgularken buluyor kendini. Ve evet, şimdi incelemelerimde en keyif aldığım yere gelmek istiyorum: Alıntıları irdelemek, onlar ile dertleşmek, konuşmak. Hadi bakalım neler var elimde:

    .

    “(…) Herkes gülüyor şimdi, herkes mutlu. Herkes gaddar. Ve fakat sen… Herkeşleşememenin, hatta dışarıda bile olamamanın sancısı ile bir tek sen…” Bazen bir şeyler yaşarız ya da bir haber görürüz, o haber ya da olay her ne ise bizdeki fitili ateşler, düşünme başlar, sorgulama başlar. O nokta müthiş bir nokta işte. Sonrasında özelde başlayan bu düşünceler genele yayılır ve dünya bir tablo gibi serilir gözler önüne. Sancı başlar, hatta artar ve hiç geçmez. Geçmesin daha iyi, böyle çok iyi. Eğer herkes gibi olmaya başlıyorsanız daha sıkı sarılın kitaplara. Hiç olmak herkes olmaktan iyidir. Bir söz okumuştum ama tam olarak aklımda değil. Özünde çoğunlukla aynı fikirdeysek orada büyük bir problem olduğunu söylüyordu. Herkesleşemeyelim, bu çok iyi!

    .

    “Oysa açıklamalara ihtiyacın var,(…), rahatlamaya, normalleşmeye… Ama olamayacak çünkü varoluş sahnesinde sana dayatılan rolleri hevesle, en ufak bir telaşa kapılmadan oynayamıyorsun, rollerin bayağılığından tiksiniyorsun.” Tiksinecek durumda olalım ya da olmayalım, hadi itiraf edin mutlaka rollerinizi sorguladınız değil mi? Bir kere bile olsa yaptınız. Bir kere bile olsa: “Neden?” diye sordunuz. Yaşasın!

    .

    “Etrafını bütünüyle kuşatmışlardı. Tarafını seçmeni istiyorlardı sabırsızca, bir cephede mevzilenmeni. Sabırsızdılar; çünkü nereye ait olduğunu, kimin yanında saf tuttuğunu, hangi kimlikle bütünleştiğini, kimin dostu ve düşmanı olduğunu bilmek istiyorlardı.” Taraf seçme ve seçtirme… Ne acizce aslında. Nereye aidiz ki? Hangi kimlikle bütünüz? İnsanoğlu daha kendi kimliğini anlayamıyorken hangi kimlikle bütünleştiğini nasıl çözsün? Dostluk ve düşmanlık… Tarafsız kalamaz mı insan? Böyle bir hakkımız neden olmuyor ki? Yazarın bir cümlesini yazmak istiyorum yine bu noktada: “Yansızlık; güzelliğin yegane membaı… Tek başına, öylesine, herkesin içerisinde ama/ve herkesten ayrı…” Ne güzel demiş değil mi?

    .

    Dünyada kötülük var, dünyada herkesleşmek var ama dünyada iyilik de var. Ya da “ben” denen bir şey var. Sanırım en önemlisi bu. En önemlisi kendinizi bulmanız. Olduğunuz kişi ile ‘ben’iniz arasında uçurum olmaması. Yazar sonlara doğru bir yerde diyor ki: “Çünkü ayan beyan ortaya çıkmıştı artık; Godot gelmeyecekti, Ahab’ın tak tak sesleri de bir çivi gibi beyinleri delecekti ve güzel atlar güzel insanları götürecekti ve falanla filan da hep olmaya devam edecekti.” Belki olur, belki güzel atlar güzel insanlar getirir. Belki bizler sosyal ya da siyasal çevrelerin yaratmaya çalıştığı sürüler olmaktan vazgeçer, kendimiz gibi davranmaya karar verir, özümüzü, ondaki iyiliği bulursak o atlar güzel insanları getirir kim bilir?

    .

    Evet, daha çok alıntı yazmak ve haklarında konuşmak isterdim ama deneme olduğu için cümleleri evvelinden ve sonrakinden koparmak pek kolay olmuyor. Dilerim ki kitabı edinin ve siz dolaşın cümlelerde. Yalnızca sona sakladığım bir alıntım var ve bence çok mühim, bence hayatın özü, bunu anlayınca hırs, nefret, kötülük yok olabilir belki kim bilir. Yazarımız diyor ki: “ Yaşama bakıyorum, nedir her şeyin sonu? Hiç. Düşte yükseliyorum, nedir her şeyin en yükseği? Hiç.” Daha üzerine ne denir? Sevgi ve sağlıcakla
  • Sizi Almanca'nın kanaatimce en güzel kelimesini tanıtmak isterim.
    Weltschmerz....
    Hani bazı kelimelerin başka dillerde tam bir karşılığı yoktur ve siz o kelimeyi en az bir kaç cümle ile açıklamak zorunda kalırsınız.
    İşte weltschmerz'de tam olarak öyle bir kelime.

    Hüznün tarif edilemez bir hali olan weltschmerz, insanın varoluşsal ızdıraplarının farklı bir boyutu esasında. Dünyanın hayal ettiğimiz gibi olmamasından ve hiçbir zaman da olmayacağını fark etmemizden kaynaklanan bir acı. Aklın ütopyasının imkansızlığı karşısında hissedilen hayal kırıklığı.

    Aklı ve vicdanı senkronize çalışan her bir insanın zaman zaman iliklerine dek hissettiği bir varoluşsal sancı weltschmerz.
  • 112 syf.
    ·10/10
    Meursault bana göre topluma karşı olan inancını yitirmiş ve varoluşsal sancı yaşayan bir karakter çünkü bu kadar umutsuz bir karakter daha önce görmemiştim Yusuf atılgan'ın aylak adam kitabındaki baş karakter C' nin aksine hayata karşı umudunu yitirmiş bir karakter zaten annesinin ölümünü bu kadar rahat karşılaması buna örnek verilebilir.