Okuduğum en kötü tarih kitabı. Full goygoy. Yarısında dayanamayıp bıraktım, zaman kaybı. Ayrıca ismi “dünya tarihi” ama avrupa tarihi gibi yazılmış, propaganda yemek isteyene afiyet olsun.
Toplum psikolojisi, toplum bilimi… Bu konudaki kitaplar her zaman ilgimi çekmiştir ve büyük bir açlıkla okumuşumdur. İnsan dediğin şey garip bir mefhum.
Bazen AVM’lerde durup insanları seyrederim uzunca bir süre ya da şehir içi otobüs yolculuklarında…
Bu karınca sürüsü nereye gitmektedir, bu yürüyen amcanın ne derdi vardır, şu genç çocuk hayatta neler yaşayacak neler başaracaktır, şuradaki adamın eline güç ve para verilse neye dönüşecektir…
Güç, para, doğa, inanış, emek, hayal kırıklığı, mutluluk, acı, aile, sermaye, çöküş, doğuş, ölüm. İnsanın hayatında büyük etkileri olan küçük kelimeler dizisi.
İnsan ne kadar araştırsan da “işte budur” diyemeyeceğin, tarihin her evresinde benzer ama her zaman farklı davranışlarda bulunan. Aynı acıları, aynı mutlulukları bambaşka ortamlarda yaşayan, hayattan çok şey bekleyen ama hiçbir şey alamadan giden toprak yığını.
Dünya…
Aldanış yurdu.
Biz de o yurtta dönüp durmaktayız, ta ki ayağımız takılıp düşene kadar.
İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.
Ölmeden önce uyanmak dileğiyle.
Uzun İhsan Efendi’nin oğlu evden ayrılmadan önce ona verdiği nasihat;
“...kendi payıma ben dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım.Bu yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. Aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma.”
Kitap birçok farklı hikayeden oluşuyor ve en son tüm hikayeler tek yerde, tek kişide bitiyor…
Kitabın başında “ne oluyor, hangi karaktere odaklanmalıyım, bu kadar farklı hikaye beni nereye çıkaracak” desenizde, kitabın akıp giden dinamiği sizi hayatın labirentinde bir çok farklı sokağa, yaşama dokundurduktan sonra en sonunda sakin bir dokunuşla elinizden uçup gidiyor…
Gül kokan peygamberi anlamak…
Onunla ilgili kaç siyer okusam da doyamayacağım, insan hep onu anmak istiyor. Hiç tanışmadığın birini bu kadar sevmek, şefkatini hissetmek, kalbinin hem hüzün hem sevgiyle sıkışması…
Neler çekmişsin canım peygamberim, diğer tüm peygamberler gibi…
Bizim seni görmeden sevdiğimiz gibi, sen de bizi sevmişsin. “Ümmetim, ümmetim…” demişsin. Sevgine layık mıyız peki? Ümmetin olarak dağıldık, komadayız sanki. Dünya hayatının renkleri içerisinde hipnotize olduk, komadayız. Allah hepimize uyanmayı, ümmetin olarak Allah’ın karşısına utanmadan çıkmayı nasip etsin.
Seni çok seviyoruz; Allah’ın Cennet’inde bir gün kavuşur muyuz? Bu konuda binlerce hayalim var, hayali bile gözleri dolduruyor. O günler için yaşayalım, Allah sırat-ı müstakimden ayırmasın.