Denilebilir ki, 20. yüzyılda hiçbir topluluk Kürtler kadar araştırma konusu olmamıştır. Kürtlerin kökenleri, dili, kültürü adeta didik didik edilmiştir. Kürtler hakkında yüzlerce kitap yazılmıştır. Kürtlüğe gösterilen böylesi yoğun ilginin nedeni Batılıların büyük jeopolitik öneme ve enerji kaynaklarına sahip Orta Doğu'da kendi çıkarlarına hizmet edecek yeni bir etnik unsur yaratma amaçlarıydı. Örneğin Ruslar, 1856 Paris antlaşmasıyla Boğazlar yoluyla Akdeniz'e inme umutlarını yitirince, yeni bir yön aramışlar ve Kafkasya, Azerbeycan, Türkiye, İran, Irak yoluyla Basra Körfezine ulaşmayı amaçlamışlardır. Bu yol ise Kürtlerin yaşadığı bölgeden geçmekteydi. Bu nedenle Kürtleri araştırmak için V. Minorsky, B. Nikitin ve Jaba gibi bugün Kürdolojinin önde gelen isimleri olarak anılan kimseleri Urmiye ve Erzurum konsolosluklarına getirmişlerdir. Hiçbir planlarında tesadüflere pay bırakmamayı ve geleceği belirlemekte hazırlıklı olmayı ilke edinmiş Batılılar ise dünyanın başlıca petrol rezervi olan Orta Doğu'nun etnik yapısını en küçük ayrıntısına kadar araştırmayı ihmal edemezlerdi. Klasik bir Batı stratejisi olan böl, yönet yöntemi ise bölgede Türk, Fars, Arap dışında, kendi denetimlerine tabi yeni bir unsur yaratılmasını yararlı görmekteydi. Onlar da bu yeni unsuru keşfetmekle görevlendirdikleri araştırmacıları bölgeye yığmışlardı. Batılılar tarafından kışkırtılan Kürt milliyetçileri ise duygusal yaklaşımlarla bir efsane peşine düştüler. Bütün bu yönlendirilmiş, maksatlı, duygusal çabalar sonuçta bilimin şaşmaz, tavizsiz ilkeleri karşısında yenik düştüler ve ortaya tahmin niteliğinde varsayımları aşmayan, birbirleriyle çelişen çok sayıda farklı "tezler" çıktı.
Kürtlerin kökenlerinin aydınlatılabilmesi için araştırmalarda aşağıdaki ön koşulların gözetilmesi gereklidir.
1. Bir