Toplumsal belleğimiz bir zamandır gınayı aşan tekrarlamalarla pek çok yeni söz öbeğine maruz kalmakta. Önü arkası kesilmez hengâmeler arasında savruluyoruz. İdeolojisi ne olursa olsun hatta olsun olmasın, adımlarımıza dayanak toprak kesitine paydaş herkesin şu zamanlarda ortak hisleri; korku, dehşet ve hayret. Büyük bir yüzdemiz, insani olanı bürokrasiyle bürokratik olanı insaniyetle çarpıyor, bölüyor, topluyor, çıkarıyor. Elde ettiğimiz sonuç sıfır arkası virgüle değiyorsa, sorunlarımız Pisagor’a kadar uzanıyor demektir.
Alâeddin Şenel, eşine az rastlanır zihin zoru çalışması İnsanlık Tarihi’nin giriş epigrafıyla belki de öğretim hayatının en büyük dersini veriyor bizlere:
“Aynı koşullar içinde bulunsaydım ben de aynı konumda bulunabilir, benzeri şeyleri yapabilirdim” demeyen, ne kendini ne başkalarını anlamıştır ne de insanlık tarihini anlayabilir.
Okuduğum ilk anda benliğime nakşettiğim bu satırların bilinciyle yaşamaya çalışıyorum yıllardır. Evet, insanlığı anlamak için hayat çok kısa ve toplumsal değişimler çok geniş zamansal ölçeklere yayılıyor. Ancak artık insanlığı anlama hevesi şöyle dursun bu çok konuşkan kaos içinde birey kalabilmek bile ayrı bir ömür yığını gayret gerektiriyor.
Bu çok konuşkan kaosa yeni bir tanımlamayla katkıda bulunmayı hiç istemememe rağmen duramıyorum. Vahşet şölenlerinin ortasındayız. Hiç tanış olmadığımız bir uzak coğrafya insanını, söz gelimi ilkel bir kabile mensubunu tutup buralara getirsek neredeyse eminim ki o da halimizi bu şekilde tanımlardı. Belki yüzölçümlerine eşit yüzdelerde dağılmıyor, belki konumlar ve yöntemler değişiyor,ancak ölüm kültürünün yarattığı coşku katlanarak artıyor toprağımızda. İnsan öldürüyor ve kutluyoruz. Ölüyor ve kutluyoruz.
Peki her şeyi bir kenara bırakmak. Yüzlerce yıl öncesinin bir esnafı