tutturmuş claude overengineer yapıyor diye. sanane olum sen mi yapıyosun engineerlik kısmını, al bug free kod işte. unbloated code istiyorsan git baskasina yaptır sonra 40 gün debug et paşam.. azicik kodu refactor edemiyosun o da biraz looks like a you problem. anthropic fan girl has spoken
tespit: Ben İtalyanca Yazıyorum Bakma Şapşik
KEMÂL ÖLÇÜ: "GAYE İNSAN UFUK PEYGAMBER"...
(...) Bizse, Fromm’un şahsında Batı İdealizminin temel zaafını tespit eden “önceki tarihî devirlerin hiçbirinde insanın özü kendi gerçekleşmesini bulmamıştır” eleştirisini, İBDA’nın İslamî tarih anlayışını açıklamak için mükemmel bir vesile olarak gördük. Çünkü bu tarih anlayışı, iki çıkmazı da reddeder. İnsan ne sadece üretim ilişkilerinin ve maddî şartların meydana getirdiği bir neticedir ne de tarihin üstünde asılı duran, hiçbir devirde ete kemiğe bürünmemiş mücerret bir özdür. İBDA’da ise insanî hakikatin mutlak ölçüsü, tarih dışı bir kavram değil, “Gaye İnsan ve Ufuk Peygamber” olan Allah Resûlü’nde müşahhaslaşan Hakikat-i Ferdiyye’dir. İnsanî hakikat, insanlık tarihinde ancak Nebîler, Velîler, sahabîler, hakikat erleri ve onlara nisbetle şekillenen cemiyet örnekleri içinde dereceli olarak görünür; kemâl ölçüsü ise Allah’ın Sevgilisi’ndedir. -REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -Mihrâksız “İnsani Öz” Tartışmaları -II-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
İnsana Bakış
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
20 Temmuz 1971'de Francisco Presedo adlı bir arkeolog, kendisine dünya çapında ün kazandıran bir keşif yaptı. İspanya'nın güneyindeki Granada eyaletindeki Baza şehrinde, Cerro del Santuario adlı bir tepedeki nekropolde yaptığı kazılar sırasında, 2,60 metre genişliğinde ve 1,80 metre derinliğinde bir oyuk açtı. İçeride, silahlar da dahil olmak üzere zengin bir dizi mezar eşyasıyla birlikte oturan bir kadının boyalı bir heykelini buldu; bunların hepsi yaklaşık 2.400 yıldır orada yatıyordu. Presedo, MÖ 4. ve 2. yüzyıllar arasında İber Yarımadası'nın güneydoğu bölgesinde yaşayan Roma öncesi bir halk olan Bastetani'ye ait bir sanatçı tarafından yapılmış muhteşem bir heykel olan Baza Hanımı (la Dama de Baza) olarak bilinen şeyi yeni bulmuştu. Adı, aynı dönemde yapılmış daha ünlü bir başka heykel olan Elche Hanımı'nı anımsatıyor. Arkeolog, dehşete düşerek heykelin orijinal renklerinin her saat solduğunu hemen fark etti. Presedo bir kutu saç spreyi aldı ve Baza Hanımı'nı bununla kapladı. Ancak şimdi, bilim insanları renk paletini geri kazandırmak için 21. yüzyıl teknolojisini kullanıyorlar. Bu, Baza Hanımı'nı "toplumun üst ve zengin sınıflarını temsil eden, seçkin, gerçek bir İber kadınının görüntüsü" olarak görmeyi mümkün kıldı. Raporda, "Kadının yaratıldığı ve boyandığı atölyenin, yüzünü ve ellerini nüanslı cilt tonlarında boyayarak ve pelerini ve tunikini gerçekten giyilen renklere boyayarak [gerçek kadının] fiziksel görünümünü ve kıyafetini sadakatle yeniden üretmek istediği" belirtiliyor. Bu yöntem ayrıca heykelde kullanılan pigmentleri belirlemeye de yardımcı oldu: Mısır mavisi için kalsiyum bakır silikat, kırmızı için cinnabar, toprak için toprak, beyaz için alçı ve siyah için kömür. Ayrıca mücevherleri gümüş gibi göstermek için onları kaplayan çok ince bakır yaprak
TARİH ve VAHYİN MUHTEVASI...
(...) En önemli adımlarından biri de sünnetin Kuran’a takaddümü iddiasıdır. Öztürk, Musa Cârullah üzerinden birçok dinî pratiğin önce Hz. Peygamber’in fiilî uygulamasında ortaya çıktığını, Kur’ân âyetlerinin ise bu uygulamaları sonradan teyit ve tespit ettiğini aktarır. Namaz, abdest, hac, oruç gibi örnekleri bu çerçevede ele alır. Buna göre vahiy, pratik hayatı baştan sona kuran ilk metin olmaktan ziyâde, zaten yürüyen bir peygamberî tecrübenin içinde konuşan, kimi zaman onu onaylayan, kimi zaman tashih eden, kimi zaman sabitleyen bir hitap olarak konumlandırılır. Bu noktada tarih, vahyin muhtevasının belirlendiği fiilî zemin hâline gelir. Vahiy indiğinde Arap toplumunun örfü, âdeti, sosyal kuralları, maruf-münker hafızası ve yerleşik hayat pratikleri zaten mevcuttu. Kur’ân bu zemine hitap etmiş, bu zemindeki bazı uygulamaları ibka etmiş, bazılarını ıslah etmiş, bazılarını ilga etmiştir. Bu doğrultuda, Kur’ân ahkâmı artık tarih dışı bir teşri sistemi olarak değil, mevcut tarihî-sosyal malzeme üzerinde gerçekleşen bir düzenleme, dönüştürme ve yönlendirme faaliyeti olarak okunur. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -II. Tarihselciliğin Temel Varsayımları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
VAHİY ve TARİHÎ DÜNYA...
(...) Mustafa Öztürk “nesh” olgusunu sadece klasik bir usûl bahsi olarak değil, Kur’ân’ın kendi nüzûl süreci içinde hükümlerini tarihî ve sosyolojik değişime göre revize ettiğini gösteren merkezi bir delil olarak kullanır. İlk Müslüman neslin, hükümleri yirmi üç yıllık canlı bir süreç içinde yaşadığını; sonraki Müslümanların ise aynı hükümleri tamamlanmış mushaf içinde yan yana gördüğünü söyler. Buradan vardığı sonuç, Kur’ân hükümlerinin bir kısmının mutlak, sabit ve her şartta lâfzı mucibince uygulanacak normlar olarak değil, nüzul dönemindeki değişen şartlar içinde işlev gören hükümler olarak anlaşılması gerektiğidir. Yine Öztürk’e göre sahabe Kur’ân’ı kendi başına duran yazılı bir metin olarak değil, Hz. Peygamber’in fiilî rehberliğiyle iç içe geçmiş bir hayat tecrübesi içinde kavramıştır. Bu tespit, ilk bakışta Kur’ân-Sünnet bütünlüğünü vurguluyor görünür. Fakat Öztürk bu bütünlüğü, Kur’ân’ın anlamının metnin kendisinde tamamlanmış olmadığı, vahiy ile tarihî dünya arasında kurulan dinamik ilişkide açığa çıktığı fikrine bağlar. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -II. Tarihselciliğin Temel Varsayımları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik