Kendi putlarımızın tapınanı ve çoğu zaman kendi putlarımızın tapınağı oluşumuz. Sanatın üstün görünümünü kendimize yontarak modernitenin kapısını aralamak istiyor oluşumuz fakat burada kibrimizin bizden bin adım öne geçiyor olmasına seyirci kalıyor oluşumuz.. insanın kendisine rağmen kendisiyle yüz yüze gelişinde (şeytan aslında insanın iç sesinde, bilincinin bir yerlerinde büyüttüğü bir oluşum mu acaba diye düşündüğüm yerler oldu.) evrende varolanlarla savaşında, ihtiraslarında, kaybedişinde, galip oluşunun sonsuz hazzında gizlenen şeytan.. insan neden var sorusuyla sık sık karşılaştım beynimde. Ve üreten insan bunun karşılığında elle tutulup gözle görünen bir nesneler toplamına sahip olmak istiyor bunu bize sunacak bir dünya olmadığı zaman nefsimiz söze ve eyleme dahil oluyor.
İnanç ne için var? Bunun cevabını aldığım diyaloglar arasında müthiş bir ürperti duydum. Ruhumu doyuran ve aklıma sınırsız sayıda sorular bırakan tek perdelik hikâye.
Özellikle sözcükler üzerinden sanata yönelen söylemler harikaydı.
İtikat noktasında oldukça başarılı üç hikâyeden oluşan tiyatro eserleri sonunda insan acziyetini de görmüş oldum. Evrenin sırrına erebilmek mümkün mü eğer mümkünse nasıl sorularının cevaplarını da satır aralarında gizlemiş Necip Fazıl.
Boşluklara çarptım, geçmiş olsun benliğim.