Selam!! Okunması düşük olduğu için her birinizi kınadığım başka bir kitapla daha birlikteyiz bu gün. Uzatmadan bu şaheseri tanıtmaya geçeyim.
Miyazaki’yi az çok tanıyan biri, onun hayal gücünün sınır tanımadığını bilir.
Ama Nausicaä of the Valley of the Wind bambaşka bir şey; sadece bir manga değil, insanın doğayla, bilgiyle ve kendi iç sesiyle ilişkisini sorgulayan epik bir destan.
Evrenin düzeni kısaca şöyle anlatılır:
“Bir zamanların refah içindeki toplumları karanlığa gömüldü... ve onlara ait topraklar devasa bir zehirli bakteri tarafından ele geçirildi: İllet Denizi.
İnsanlar onun sınırları dışına kaçtılar, kalan küçük toprak parçalarında dağınık krallıklar kurdular.
Okyanustan gelen rüzgarlarla İllet Denizi’nin zehirli havasından zor bela korunabilen, sadece beş yüz kişinin yaşadığı küçük bir krallık vardı: Rüzgarlı Vadi.”
Rüzgarlı Vadi, kıtanın sınırında yer alan küçük ama dirençli bir krallık. Okyanustan esen rüzgar, onları İllet Denizi’nin zehrine karşı kırılgan bir koruyucu perdeyle sarıyor. Ve o vadide yaşıyor Nausicaä; bilge, merhametli, sezgileri güçlü bir prenses. Ancak onu sadece prenses olarak adlandırmak kabahat olur, o gerçek bir savaşçı aynı zamanda.
Henüz tam olarak keşfedilmemiş bir dünyadayız; Nausicaä bu evreni anlamaya çalışan, doğayla konuşmaya cesaret eden ilk insanlardan biri. Onunla birlikte sadece bir hikâyeyi değil, insan olmanın başka bir ihtimalini de keşfediyoruz.
Öyle zeki, öyle merhametli ve öyle derin bir karakter ki… Onu okumak bir ayrıcalıktı. Dahası, gelişmeye açık bir karakter; her sayfada büyüyor, öğreniyor, dönüşüyor.
“Dünya kirli değil...
Sadece biz onu kirletiyoruz.”
Çizimlere gelince, tek kelimeyle büyüleyici.
Miyazaki’nin kalemi, doğanın en karmaşık halini bile şiirsel bir düzen içinde