İkinci cildini bitirmek üzereydim ancak arapçayı öğrenmeye başladıktan sonra birinci ciltten tekrar başlama gereği duydum. Böylesi çok daha hayırlı olur inşallah. Geçtiğimiz sene, Prof.Dr.Mehmet Zeki Duman’ın kabrini, Abdurrahim Karakoç’un kabrini ziyaret ettiğim zaman tamamen tevafukan ziyaret etmiştim. Benim için çok özel bir andı. Allah ondan razı olsun.
Lise çağlarımda okuduğum, okuduktan sonra bir arkdaşıma hediye ettiğim, sonra tekrar bulmak için kitapçı kitapçı dolaştığım hatta yayın evini arayıp "basın artık şu kitabı tekrar" dediğim hüzün dolu "muhteşem" bir roman. Satan bi yer var ise lütfen bildiriniz.
Bütün Günlerin Akşamı, 20.yy başlarında Galiçya’da yaşayan bir ailenin küçük bebeklerinin ölümüyle başlıyor. Sonrasında kurgu, alternatif gerçeklerle devam ediyor. Sinemada Blind Chance, Run Lola Run gibi filmlerle aşina olduğumuza benzer şekilde, insan kaderinin aslında nasıl küçük tesadüflere bağlı olduğunu, hayatın ilerleyişinin nasıl adeta pamuk ipliğine bağlı olduğunu muhteşem bir kurguyla gösteriyor Erpenbeck. Diğer yandan da, Avrupa’nın 20.yy tarihini ve bu tarihin bireylerin hayatlarındaki yansımalarını okuyoruz: Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılması, 1. ve 2. Dünya Savaşları, Almanya’nın bölünmesi ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasını yani nerdeyse koca bir yüzyılı anlatıyor Erpenbeck. Alternatif hikayelerin birbirine bağlanmasını ve hiçbir hikayenin bir diğerinin gölgesinde kalmamasını çok başarılı buldum. Sevilen bir insanın ölümü, evlilik, ilişkiler ve kadın olmakla ilgili de muazzam tespitleri olan yazarın şiirsel ve büyüleyici bir anlatımı var. Çok severek okudum. Utku Lomlu’nun kapak tasarımı da bence çok başarılı.
Gölün Sırrı
Zannediyorum en azından orta derecede bir Alman yakın tarihi bilgisi gerektiriyor kitap. Tarihsel başlıklar altında sürekli bi ileri geri gidiş var. Çok fazla kaybolduğumu ifade etmeliyim. Ayrıca sanatsal bir dille yazılmış bir eserin tercümesini okumak da aynı zamanda işi zorlaştıran şeylerden. Muhakkak alın okuyum diyeceğim bir kitap değil maalesef.