Sorsan bana izah edemem ben neni sevdim?
Bir anladığım var ise ancak seni sevdim
Sanmam ki güzel gözlerinin rengini sevdim,
Etvarını, endamını, ahengini sevdim.
Kalbinde gönül sözlerimin devrini sevdim,
hayret! Seneler geçti ve ben cevrini sevdim!
Öptüm, güzelim ruhunun aksettiği her anını sevdim,
Hatta kanayan bir yara hicranını sevdim!
Duydum: dudağından dökülen cümleni sevdim,
Gördüm: yanağından süzülen damlanı sevdim!
An oldu saadet oluverdin onu sevdim,
An oldu felaket oluverdin bunu sevdim.
Sevdim seni ey can, yenilerden yeni sevdim!
Sevdim seni, aşkın bu güzel dinini sevdim!
Sorsan bana izah edemem ben neni sevdim?
Bir anladığım var ise ancak seni sevdim!
Başka ne diyebilirim? O çok güzel. Ona bakmaktan sıkılmıyorsun. Senden daha zeki olup olmadığını düşunmüyorsun, öyle olduğunu biliyorsun. Kimseyi incitmeden komik olabiliyor. Onu seviyorum. Onu sevdiğim için çok şanslıyım..
Bu iki gelecek de pek çekici gelmiyordu. Dünyadaki saf ve
iyi olan her şeyi çoktan gördüğümden ve ölüm araya girmese dahi Augustus'la paylaştığımız türde bir sevginin asla sürmeyeceğinden şüphelenmeye başlamıştım. Sonunda şafak döner
güne, diye yazmıştı şair. Altın olan kalmaz baki.
Bir dakika sessizce oturduk, sonra Gus konuştu. "Bazen o
salıncak hâlâ bizde olsaydı diyorum."
"Bizim arka bahçedeki mi?"
"Evet. Öyle fena nostaljik hissediyorum ki popomun değmediği bir salıncağı bile özleyebiliyorum."
"Nostalji kanserin yan etkisi," dedim.
"Hayır, nostalji ölmenin yan etkisi," diye karşılık verdi.
Tepemizde rüzgâr esiyor ve dalların gölgeleri tenimizde yer değiştiriyordu. Gus elimi sıktl. "Hayat güzel, Hazel Grace."