Yalnızlık kişinin kendini dünyadan kopmuş hissetmesi sonucu ortaya çıkan bir duygudur. Kimine göre özgünlüğün ve özgürlüğün bir yansımasıdır. Çünkü kişi, kendi isteği dışında yalnız hissetse bile bu boşluk hissini yaratıcılığıyla veya hayal gücüyle iyi yönetebildiği zaman kendi özgünlüğünü ortaya koymuş olur. Yalnızlık bir duygudur. Yeryüzündeki tüm canlılar tarafından hissedilebilen evrensel bir duygudur. Ancak kesin bir tanımı yoktur. Zaten onu evrensel yapan da budur.
Peki kalabalık ne demektir? "Çok sayıda insanın bir araya gelmesi" değil midir? Bir grup insandan bahsediyoruz burada. Yani aslında bir bakıma yalnızlık duygusunun zıddının somut bulmuş hali gibi düşünebiliriz. Peki bu iki kelimeyi birleştirirsek nasıl olur? Zıtlığın uyumunu yakalayabilir miyiz?
Yalnızlık ve kalabalık... İlk bakışta biri boşluk, diğeri doluluk gibi gelir. Ama ikisini aynı cümleye koyduğumuzda garip bir şekilde tanıdık bir his uyanır içimizde. Çünkü bazen tam da bu iki uç arasında sıkışırız. Kalabalığın tam ortasındayız; çevremiz seslerle, hareketlerle dolup taşarken, içimizde tuhaf bir boşluk büyür. İnsanların yakınlığı dokunur ama biz o dokunuşu hissetmeyiz, çünkü aslında bizim varlığımız orada değil, başka bir yerde gezinir. Seslerin karmaşası arasında kaybolur, kendi düşüncelerimizin duvarlarına sıkışırız. Gözlerimizin içine bakılsa da, o bakışların içimize ulaşamadığını, orada olmadığımızı fark ederiz. Kalabalığın içinde olmak, bazen en derin yalnızlıkla yüzleşmek demektir; çünkü fiziksel bir varlıkla ruhsal bir temas arasındaki mesafe bazen aşılmazdır. Sanki görünmez bir duvar vardır çevremizde; dışarıdan içeri kimse giremez, biz de dışarı çıkamayız.
İşte bu yüzden “kalabalık içinde yalnızlık” ifadesi sadece bir çelişki değil, aynı zamanda birçok insanın sessizce taşıdığı bir