Livaneli’nin Serenad’ı bittiğinde insanın zihninde devasa bir boşluk, kalbinde ise tarifi imkânsız bir sızı kalıyor. Tarihin tozlu raflarından çekip çıkarılan Struma faciası, Max ve Nadia’nın şahsında sadece bir "aşk hikâyesi" olmaktan çıkıp, insanlığın vicdan muhasebesine dönüşüyor. Maya’nın kendi kökenlerine yaptığı yolculuk ile Max’in yarım asırlık sadakati bir noktada öyle bir kesişiyor ki; dünün acısı bugünün kimliğine sızıyor. Kitabı kapattığınızda üzerine saatlerce konuşmak istiyorsunuz, ancak boğazınızdaki o düğüm sadece tek bir hakikate izin veriyor
İsimler değişir, diller susar; lakin aşk, mukadderatın ötesinde bir gizli lisan olarak kalır