Orhan Veli olsun, çevresindekiler olsun,
birer küçük burjuvaydılar. Hem de İstanbul burjuvası. Düşünce ve davranışları,kendilerine örnek seçtikleri Fransız şairlerinin paralelindeydi. Oysa ben Doğuluydum. 'Az gelişmiş' değil, sömürülmek için kasıtlı olarak geri bırakılmış bir ülkenin, aşiret töreleriyle yetişmiş bir çocuğuydum. Sömürgeci Fransız toplumunun, bohemi, serseriliği ve gerçekten
kaçma çabalarını kutsayan şairleri, elbette beni ırgalamazdı."
"Umutsuzluğa düşmek" ise bir devrimciye yasaktır. Cellat elinde işkencede ölüme bir soluk kalmışken bile. Yalnız yasak değil ayıptır da. Çünkü devrimcinin kendisi, insanlığın yarını ve umududur. Bir kural, bir ilkedir bu. Namussuzluğun, alçaklığın egemen olmadığı, soylu, güzel ve
onurlu bir dünya, bu temel ilke üzerinde kurulur. Bu bayrak, yüreğime
delikanlıyken çekildi. Şimdi kırkı aştım, her an daha zorlu bir rüzgâr ile
atardamarımı doldurmakta.