Gogol uzun zamandır kalemiyle tanışmak için sabırsızlandığım yazarlardan biriydi, bu kitabı da okuyucuların en sevdiklerindendi fakat ne yalan söyleyim beni biraz hayal kırıklığına uğratan bir eser oldu.
Kitabın konusundan bahsedemeyeceğim çünkü kitap yazarın 6 adet öyküsünün derlenmesinden oluşuyor. İçerikleri birbirinden farklı olsa da öykülerin ortak noktaları var ki o da karakterlerin memur olmaları.
Öykülerin kötü olduğunu düşünmemekle birlikte abartıldıkları kadar güzel olduklarını da düşünmüyorum. 6 öykü içerisinden de sadece Palto’yu sevdiğimi üzülerek söylemeliyim.
Gogol’ün kendine has ve ironik bir mizahı var hatta kara mizah bile diyebiliriz. Çok fazla kara mizah içeren kitap okumadım o yüzden o kısmı eleştiremem ama galiba tarzı bana hitap etmedi. Okurken gülmedim hatta mimiğim bile oynamadı.
Öyküleri de bana pek bir anlam ifade etmedi daha doğrusu bende etkileyen bir karşılığı olmadı.
Uzun lafın kısası büyük hayallerle başlasam da beklediğimi bulamadığım bir kitaptı. Ayrıca yanlış bir zamanda okuduğumu da düşünüyorum. Benim önereceğim bir eser olmasa da merak edenlere ya da okumayı düşünenlere beklentilerini biraz düşürmelerini tavsiye ederim.
Yıllar önce İskandinav Mitolojisi’ni okumuş ve çok sevmiş biri olarak Neil Gaiman’ın diğer kitaplarını da okumak bayadır aklımdaydı. Anca fırsat bulabilsem de galiba tahmin ettiğim kadar doğru bir seçim yapamadım.
Richard Mayhew’un hayatı, bir kaldırımda karşısına çıkan yaralı genç kızın hayatını kurtarmasıyla değişir. Bu iyilik Richard’ı var olduğunu hayal bile etmediği bir dünyayla tanıştırır. O artık, yarıklardan düşen insanların yaşadığı Aşağıtaraf’ın bir parçasıdır. Bildiği dünyaya dönebilmesi için onu uzun bir yolculuk bekliyordur.
Okurken en çok hissettiğim şey kitap olarak da kötü olmasa da bir filmi olsa çok daha etkileyici olabileceğiydi. Hatta bana Tim Burton filmlerini anımsattı.
Kurgusu gerçekten farklıydı zaten Neil Gaiman çok sıra dışı yazarlardan biri. Yazarın alışılmadık betimlemeleri olsa da yoğun değildi bu yüzden kitap kolay okunuyor. İncelikli bir mizahı olduğunu bilsem de okuduğum yoğun dönemden dolayı pek kendimi o kısımlara veremedim ve çoğu esprisini kaçırdım. Fantastik türünde olsa da fantastik öge fazla içermiyor yine de sizi hemen içine alan bir kurgusu var.
Ana karakterimiz Richard’ın kayıp kahraman tarzında yazılmamış olması beni çok rahatlatan bir durumdu. Sürekli bu tarz karakterler üzerinden kurgunun ilerlemesinden cidden bunaldım. Hata yapan, hemen düştüğü dünyaya uyum sağlayamayan, bizler gibi “normal” biriydi.
Sıkıcı değildi ama benim için bir şeyler eksikti, daha doğrusu eksik değildi ama bir şeyler bana yetmedi.
Yokyer’in kötü bir kitap olduğunu düşünmesem de aradığımı bulamadım (gerçi ne arıyordum onu bilmiyorum), hayal kırıklığına uğramadım desem yalan söylemiş olurum. Okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz bence. Yine de İskandinav Mitolojisi’nin hatrına Neil Gaiman’a bir şans daha verebilirim.
“Bir zamanlar tanrıların ölümün zıttı olduğunu düşünmüştüm ama artık her şeyden daha ölü olduklarını görüyorum çünkü hiç değişmiyorlar ve hiçbir şeyi ellerinde tutamıyorlar.”