Cengiz Aytmatov yıllardır kalemiyle tanışmak istediğim ama nedeni bilinmez hep ertelediğim yazarlardan biriydi. Sonunda başlangıç yapabildim ve çok pişmanım bu kadar ertelediğim için.
Vadi etrafında birkaç insanla bu bölgede yaşayan, arkadaşı olmasa da kendi kendine mutlu olmaya çalışan bir çocuk ve dedesinin anlattığı bir masalla o çevrede yaşanılanlar anlatılıyor.
Beyaz Gemi gerçekten özel bir kitaptı; karakterler, olay örgüsü, yazarın dili bir yana verilmek istenen mesaj ve mesajın verilme şekli çok etkileyiciydi. Kitabın sonunu eleştirenler var ama bence son öyle olmasaydı bu kadar vurucu olmazdı. Beni kitaba bağlayan en büyük etmenlerden biri sonuydu, aklıma gelince tüylerim diken diken oluyor.
Yazarın anlatımı da keyifli ve akıcıydı, okurken hiç yormadı. Bol bol doğa tasvirleri yapmasıyla o ortamdaymışız gibi hissetmemizi sağlamış. Ayrıca iyi ve kötünün çatışmasını, hayatın acımasızlığını, masumluğu ve gaddarlığı karakterler ve olaylar aracılığıyla gayet başarılı yansıtmış; zaten kitaptaki çoğu şeyi yazar sembolleştirmiş.
Orozkul’dan tiksindim, nefret ettim. Etrafımızda onun gibi insanlar hep oluyor ama tüm çıplaklığıyla o karakteri okumak farklıydı. Çocuk; saflığıyla, iyi niyetiyle, hayata olan bağlılığıyla beni fazlasıyla etkiledi. Mümin dede ise katlandığı acılara, hor görülüp dalga geçilse de sesini çıkarma gücünü kendinde bulamamasına rağmen torununa olan sevgisi ve desteğiyle üzüldüğüm bir isimdi.
Beni çok etkileyen ve düşündüren bir kitaptı, uzun süre unutacağımı sanmıyorum. Yazarın diğer eserlerine de kesinlikle şans vereceğim. Bu kitabı okumayan herkese tavsiye ederim, eğer yazarla henüz tanışmadıysanız sizin için güzel bir başlangıç olabilir. Herkesin kendinden ve hayatından bir parça bulabileceğine inandığım bir eser.
“İnsan yalnız olunca neler neler düşünür... gerçekleşmemiş hayallerini, uçup giden yıllarını, ilk aşk maceralarını... O pek gerilerde kalan yılları, erişilemeyen ve erişilemeyecek olan bir isteği hatırlamak, düşünmek de hoş bir şeydi. Niye böyle olur? Bunu da bilmez insan. Ama zaman zaman bunları düşünmekten, o günleri yeniden yaşıyor gibi olmaktan hoşlanır.”
“Ah Bekey Teyze, ah! Kocası onu öldürürcesine dövüyordu da o yine affediyordu. Niçin affediyordu? Hiç affetmemek gerekirdi böylelerini. Beş para etmez kötü adamın biriydi o. Kimseye gereği yoktu. Onsuz da pekâlâ geçinirlerdi.”