Fikrimin İnce Gülü'nün karakter oluşturma, bilinç akışını kullanma ve seçtigi imgeleri hikâye akışına yerleştirme açısından çok başarılı bir roman olduğunu düşünüyorum. Kendini gerçekleştirememiş ve hep bir arayış içinde olan Bayram'ın Mercedes'e tutkunluğu, yabancılaşmış, aidiyetini yitirmiş Bayram'ın öksüz ve yetim oluşu, Mercedes'in Türkiye'ye girer girmez hasar alması, yol ilerledikçe arabanın eksilmesi gibi bir sürü yorumlanası noktası var. Yer yer yorucu olabiliyor ama kitap boyunca o bal rengi Balkız'ın sağ koltuğuna oturmuşum da Bayram Almanya'dan Türkiye'ye gelirken bana bütün bu hikâyeyi anlatmış gibi hissetmeyi gerçekten çok sevdim. Adalet Ağaoğlu'nun antipatik bir karakteri ne bize acındırarak ne de bizi ondan tiksindirerek, ülkemizin o dönemki sosyolojik ve politik durumunu da arkasına alarak anlatmış olmasını da sevdim. Bayağı sevdim bu kitabı.
Sayfa 259'dan şu alıntıyı bırakıyorum.
"Kim insan, kim hayvan? Ben, bizim inat katıra bile vuramazdım böyle. Kır at da önü sonu kocamış, hep yiyen bir attı. Amcam onu vurduğunda, sebebini bildiğim halde, kara göründü amcamın yüzü bana. Kötü göründü. Taş yağmuruna tutmak bile istedim onu. Yanından kaçtım. Şimdiyse...
İkincisinde, üçüncüsünde tedirginliği azaldı. Kendi kendisiyle kavgası duruldu. Açıklıkla bilemediği bir şeylerden utanıyordu: Öyle ya, amcam hiç değil alnından bir vuruşta kır atı... Acısını duyurmadan... Gene de atın bakışına utanmadan dayanmaya... Değil ki böyle...
Giderek utancı da yatıştı. Sonra da kanıksadı. /.../ Alışmak denilen zehir. Acı çektirmeye acı çekmekten daha mı kolay alışılır?"