Böylesi 'büyük' bir eseri inceleyecek nitelikte, yeterlilikte değilim fakat bir şaheser bitirince insan illa ki hakkında bir şeyler yazmak, konuşmak istiyor. O yüzden hemen, sıcağı sıcağına, romanı bitireli birkaç saat olmuşken aklımdakileri yazıya dökmek istiyorum. Tamamen hislerime dayalı yazıyorum, sürçülisanım şimdiden affola.
Okuduğum İletişim Yayınları'nın Ergin Altay çevirisinde yer alan, Richard Blackmur'un yazdığı son sözde Dostoyevski'nin inanç yolculuğu sırasıyla Dimitri, İvan ve Alyoşa üzerinden yorumlanmış; ancak ben Dostoyevski'nin inanç yolculuğundan ziyade insanlığa dair umudu/umutsuzluğu üzerinden yorum yapacağım, naçizane.
Romandaki Karamazovlar üzerinden düşünecek olursam; Fyodor âdeta insanlığın çirkin yüzü; dünyaya, insanlara dair umutsuz olmaktaki haklılığı besleyen 'salt kötü' biri. Hiçbir duygusu yok, inancı yok, içinde sevgi yok, babalığı dahi sorgulanan, kimsenin sevmediği ve kimseyi sevmeyen bir karakter. En büyük oğlu Dimitri de bazı yönlerden babasına benzeyen ama bu benzerlikten nefret eden, inançsız ve ahlâki çizgisi çok ince bir karakter. Ama yine de babasına büsbütün benzemiyor; bu duygular her zaman ortaya çıkmasalar da içinde sevgi var, vicdan var, pişmanlık var... Ivan için inançsızlıkla inanma arasında; inançsızlığa yakın olan ama Tanrıyı tamamıyla inkâr da edemeyen fakat Tanrının varlığını kabul etse dahi O'nun evreninde, O'nun kurallarıyla yaşamayı reddeden (ki bu kısım benim çok ilgimi çekmişti...), duyguları olan ama duygusal olmayan, rasyonel ve aralarındaki en entelektüel karakter denilebilir. Aleksey ise herkese ve her şeye kalbiyle bakan, maneviyatı oldukça yüksek, akılcılıktan uzak, fazlasıyla idealize; 'salt iyi' bir karakter.
Karamazovlar arasındaki bu sıralı, aşamalı farklılaşma ve ailenin ilk üyesi ile son üyesi