Efendimizin (sav) hayatına genel olarak baktığımızda, baskın olan duygunun hüzün olduğunu görüyoruz. Bütün dişlerini göstererek güldüğü yer çok az. Kahkaha attığı ise vaki değil. Ekseriyetle hüzünlü ve düşünceli. Tebessüm ettiğinde dahi yüzünde hüznün ince kıvrımları görünüyor. Çünkü bütün ümmetin ve tüm insanlığın yükü O'nun sırtında. Diğer taraftan vakit çok az:
"İsrafil almış eline suru. Üflemek için emir bekliyor. Hâl böyleyken ben nasıl dünyanın zevki içerisinde yaşayabilirim?"
Efendimiz (sav) bize kıldığı namazla;
maiyet-i ilahiyeyi yeniden kazanmayı, Allah'la irtibatı yeniden kurmayı, başladığımız yere dönerek kendimizi Rabbin huzurunda hissetmeyi öğretir. Yani namaz yeniden inşa, yeniden diriliş fiilidir. İnsan, namazla Allah korkusunu, sevgisini, özlem ve şuurunu gün içinde belli saatlerde tekrar ve tekrar duyumsar. Allah'la olan iletişimini kıyam, rükû, secde ve okuduğu ayetler vesilesiyle tazeler ve güçlendirir.
Allah kendisine kul olanı kimseye muhtaç etmez, kul olmayanı ise kırk kapıya kul eder. Allah'a kul olmak, dünya hayatında elde edilebilecek en büyük özgürlüktür. Kul, özgür insandır ve peygamberler kulluk mertebesinde bulundukları için dünyanın en özgür insanlarıdır. Günümüz idraki bunu tam manasıyla anlayamasa da gerçek özgürlük, insanın yaratıcısına köle olmasıdır. Aksi ise zaten kendisi gibi sonradan var olanlara köleliktir ki bu, bir insanın varabileceği en düşük derecedir.
Biraz canımız sıkıldığında, moralimiz bozulup motivasyonumuz kaybolduğunda O'na bakmalıyız. Çünkü O üsve- i hasenedir. En fazla acıyı, çileyi ve meşakkati O çekmiştir. İlk O aç kalmış, ilk O'nun canı yanmış, ilk O kaybetmiş ve ilk O üzülmüştür. İşte böyle bir liderdir O ve hayatın her alanında büyük imtihanlara göğüs germiştir. Sabrı bir okul gibi görmüştür zira kaderin kavisleri O'nu çileyle yoğurmuştur. Bir tarafta zor bir hayat, diğer tarafta dünyayı ihya etmek için kendisine tevdi edilmiş risalet vazifesi. Bu iki imtihan arasında yaşanan zor bir hayattır O'nunkisi.