Değer gördüğünü bildiği insanların yanında değerin şeytani fısıldamasına kulaklarını tıkamasını bilen ve bunu hayatında uygulayan Topçu, günlük hayattaki bu şeytan fısıldamasına mesafeli durabilmiştir.
Carl Sagan evrenin muazzam oluşunu, yıldızlar ötesini merakı, yıldız tozundan gelişimizi, tarih boyunca tüm bunları merak etmiş ve araştırmış bilim adamlarını o kadar güzel ve hafif bir dille anlatmış ki… Hastalık beni vurmasa daha hızlı bitirebilirdim.
Ben keyifle okudum, uzaya olan merakım coştu. Belgeseli de izleyeceğim inşallah.
Okurken ister istemez düşündüm: “Acaba Sagan Kur’an okumuş mudur baştan sona?” Umarım okur çünkü bir insanın bunları düşünüp bizim bir Yaratıcı’dan ziyade evrimsel döngülerden geldiğimizi düşünmesini aklım almıyor. Bunca çeşitlilik, bunca mucizevi şey, renk renk, boy boy, küçücük doğup zamanla büyüyüp gelişen varlıklar söz konusu iken ben bir Yaratıcı’nın olmayışını kavrayamıyorum. Baktığım her yerde Allah’ı görüyorum. Carl Sagan ateist değil ama bir agnostik gibi sanki. Evreni kutsallaştırıyor, doğaya tapıyor ama onun kendi kendini yönettiğini düşünüyor. Tanrı insanların dualarına cevap veren ya da dünyanın ve evrenin işleyişine müdahale eden bir varlık değil onun gözünde. Kutsal kitaplar sadece tarihsel kayıtlar. İşte bu sebeplerle Kur’an okumasını isterdim.
Newton’ın İncil’in tahrif edildiğini söylemiş olması beni şaşırttı. Adam resmen üçlemeye inanmıyormuş.
Keyifli bir okumaydı.
Yerküremizdeki elementlerden hidrojen ve helyum dışında tümü, milyarlarca yıl önce, yıldızlardaki bir tür simya mutfağında pişirilmiştir. Bu elementlerin pişirildiği yıldızlar bugün Samanyolu Galaksi’sinin öte yanında zor seçilen beyaz cücelerdir. DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdadaki demir, elmalı kekteki karbon çöken yıldızların içinde üretilmiştir. Hepimiz birer yıldız tozuyuz.