📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Sevgili Dost,
Keramet kavukta olmadığı gibi yüzüklerde de değildi. Ne kavuğu başına geçiren okuyabilir, ne yüzüğü parmağına geçiren mutlu olabilirdi."
"Senelerim böyle geçti işte. Bütün o süre boyunca kabuğumu kırmayı beklediğimi söylemek isterdim ama korkarım zamanın sonuna dek bütün o kör acılardan başka bir şey olmayacağına inanarak akıntıyla sürüklenip durdum."
Yolda, yarımın bütünden neden çok olduğunu düşünmeye başladım. Elbette tedbirli davranıp loş ışığın elimi tutmasına izin vermedim. Acaba ne demek istiyordu aksi ihtiyar. Bir kere fiziki olarak yarımın bütünden çok olması mümkün değildi. Acaba "yarım elma, gönül alma" mi demek istiyordu. Hayır, bu yarımın bütünden çok olduğu anlamına gelmezdi. Bir şeyin tamamına değil, yarısına sahip olmanın nasıl bir üstünlüğü olabilirdi. Adam, yarım bardak suyun bir bardak sudan daha çok olduğunu söylüyordu düpedüz.
Acaba bir şeyin tamamına sahip olmak insanı hoyrat ve küstah mı yapıyordu? Vuslattan sonra bunun için mi bitiyordu aşklar? Bunun için mi zarafeti korumak güçleşiyor ve davranışlara sızıyordu isyan?
Yoksa Hesiodos paylaşmaktan mi söz ediyordu? Paylaşılan her şeyin, paylaşılmayandan çok daha büyük hazlar vereceğini mi anlatmak istiyordu? Paylaşmayı deneyenler demek ki bölüşülen şeyin çoğaldığını görüyorlardı. Demek ki hayat buluyordu, başka hayatlarla bölüşülen hayatlar.
O ne, otobüsün tavanındaki küçük lamba yeniden yanıyor ve loş ışığın altında Albert Schweitzer'in şu sözlerini okuyorum:
"Başkalarından üstün neyiniz varsa; sağlık, üstün yetenek, başarı, mutlu çocukluk çağı, düzenli aile hayatı. Hiçbirinden doğal malınızmış gibi yararlanmamanız gerekir. Tümünün karşılığını vermelisiniz. Hayatınızı eşsiz yücelikte bir sunuyla öbür hayatlara adamalısınız.
"Başkalarının mutluluğundan sevinç duymak, hem güzel hem de herkesin kolayca yapabileceği bir şey olmalı, derken, ihtiyar Hesiodos'un boğuk sesi çağlara çarpa çarpa gelip, binlerce yıl ötede yine buldu beni:
"Çanakçı çanakçya gıpta eder, dülger dülgere, dilenci dilenciyi kıskanır, şair şairi." Yapma be Hesiodos. Oldu mu şimdi! Nasıl yok edeceğiz, bizi yok etmeden hasedi?
Sorumun cevabı gelmeden Hesiodos'un yardımına