O derginin kapağına -bir kara delik resmine- bakarken, aslında kendine baktığını fark etti. Bir kara deliğe. Can çekişen, kendi içine çöken bir yıldıza. ☆
"Benim burada ne işim var?" diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim?
yaptığım, karar verdiğim bazı konuların hayatımı etkilediğini fark ettiğim zamandan beri aklımda olan bir soru: öldüğümüzde, yaptığımız secimlerimizin diğer sonuçlarını görmek.
ya o okula gitmeseydim yine derslerim aynı olur muydu? ya başka sınıfta olsaydım? ya keman kursunu daha ciddiye alsaydım ve profesyonel olarak düşünseydim? denediğim sporları bırakmasaydım?,, elbette hiçbir şey için geç değil ve zaman değiştikçe her şey değişiyor. önemli olan bu inanç şahsımca, hala içimizde bir şeyleri hissetmek.
şimdi kitaba gelirsek eğer ana karakterimiz de bu düşüncelerin içinde yüzüyor ve şu anda yaşadığı hayatta çok fazla pişmanlıkla boğuşuyor. daha fazlası spoiler olacağı için burada bırakmalıyım sanırım.
ayrıca kitapla ilgili sevdiğim yerlerin çoğu kitabın ilk başındaki sylvia plath'ın (<3) eserlerini hatırlatan satırlardı.
okumanızı öneririm, herkese farklı bir bakış açısı sunabilir. sağlıklı ve mutlu kalın. <3