BUDALA
Dostoyevski “Rus Ulağı” adlı edebiyat dergisinde 1868’de yayımlanmaya başlanan “Budala” için zengin bir konu yakalayamadığını, romanında düşündüklerinin onda birini bile anlatamadığını söylese de gerçekte başyapıtlarından birini yazmış bulunmaktadır.
Budala yazarın yurt dışında yazdığı kitaplarından biridir. Bir aşk romanı olan Budala Dostoyevski’nin o karamsar havasından kurtulamamıştır. İsabetli psikolojik tahliller, gerilmeler ve boşalmalarla yüklü olan romanda mükemmel erkek portresi çizilmektedir. Ana karakter olan Prens Lev Nikolyeviç Mışkin Dostoyevski’nin kitabı yazarkenki hali gibi yurt dışında yaşamış ve ülkesine yeni dönmektedir. Prens “budalalık” hastalığı için kendisine gönüllü olarak bakan yardım sever İsviçreli Profesör Şnayder’in yanından ülkesine dönen çok saf bir gençtir. Prens yaradılışı ile ayağı yere basmayan yeryüzünün olağanüstü varlığıdır. Dostoyevski Prensin içini doldurmak için kendi hayatındaki izlenimleri karaktere yansıtmıştır. Prens ve Dostoyevski’nin benzeyen yönleri vardır. Prens Dostoyevski gibi saralıdır, dış dünyayla tam bir uyum sağlayamamıştır. Bunun yanında romandaki karakter Dostoyevski’nin olmak istediği kişidir. Dostoyevski evde içine kapalı yetiştirilmiş ve sonra yatılı okula başlayarak orada da içe kapalılığını sürdürmüş aşırı onurlu, hırçın bir güvensizliği ve alınganlığı olan bir yazardır. Karşısına ilk çıkanla hemen arkadaş olmak isterdi ama bir türlü başaramazdı. Hayatını fakir olarak geçiren yazar romanında ise Prens’i çocuk denecek seviyede saf, saygılı, tanıdığı bütün insanlara güvenebilen sakar ve zengin bir genç olarak okuyucuya sunar. Kitap bir tren yolculuğundaki tanışmayla başlar. Prens İsviçre’den “budalalık” hastalığından kurtulmuş bir şekilde dönen yirmi altı yaşında bir gençtir lakin daha hayatın