Günümüzün senfoni orkestraları, 3 flüt, 3 obua, 3 klarnet, 3 fagot, 4 korno, 3 trompet, 3 trombon, tuba, 2 arp, bir klavye, timpani, 3 vurmalı sanatçısı ve yaylılardan oluşur. Yaylı çalgıların sayısı ise değişkendir; genelde 20 birinci keman, 20 ikinci keman, 10 viyola, 10 viyolonsel ve 8 kontrbas yer alır.
Sayfa 213·Kitabı okudu
18. Yüzyılda çalgıların biraz daha gelişmesinin sonucunda, özellikle Bach ve Haendel orkestraya yeni çalgılar eklemişlerdir: Bu dönemin orkestralarında genellikle iki obua, arp, lavta, solo çello, fagot ve klavsen bulunuyordu. Bach'ın 1723'te yazdığı re majör 4. Uvertür'de ise 3 obua, 3 trompet, fagot, bir çift timpani ve klavsen kullanıldığını görüyoruz.
Sayfa 212·Kitabı okudu
Çoğu vurmalılar gibi def de Asya kökenlidir. Çalgının kasnak ortasına belirli aralıklarla küçük ziller yerleştirilmiştir. Sallayarak ya da parmakla vurularak çalınır. Parlak tınısıyla orkestraya renk ve heyecan katar. İngilizler ona "Tambourin", Almanlar "Schellentrommel", İtalyanlar "Tamburino" derler. Notaları timpani ya da davul partisi üzerine yazılır. Günümüzde akort edilebilen defler de yapılmaktadır
Sayfa 208·Kitabı okudu
Timpani
Perdeleri düzenlenebilir bir çalgı olan timpaninin atası davuldur. Avrupa'lılar davulu mehter müziğiyle tanımışlar ve ilkin 15. Yüzyılda kendi askeri müziklerinde kullanmışlardır. Klasik müzikte değerlendirilmesi ise 17. Yüzyılın ikinci yarısında opera orkestralarında başlar. Lully ve Purcell, bazı orkestra ve sahne müziği eserlerinde davula yer vermişler, J. S. Bach, 1733'te yazdığı Noel Oratoryosu'nda "solo davul" kullanmıştır. Haydn ve Mozart, timpaniyi eski olanakları çerçevesinde çok iyi değerlendirmişlerdir. Ancak bu çalgının müzikal anlatımdaki işlevini bilinçle kullanan bestecilerin başında Beethoven gelir. Böylece timpani, 19. Yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak geliştirilmiş, perdeleri düzenlenebilir bir çalgı olarak senfonik orkestraların vazgeçilmez üyeleri arasına girmiştir. Berlioz, Wagner, Verdi, Mahler ve Strauss'un eserlerinde timpaninin önemli yeri vardır.
Sayfa 206·Kitabı okudu
Roman kiliselerinin heykellerle süslenmesi Fransa'da başladı. Gerçekte, "süsleme" sözcüğü burada tam yerinde bir sözcük değildir. Kiliseye ait olan her şeyin belirli bir işlevi vardı ve Kilisenin öğretisiyle bağlantılı belirli bir ifadeyi açıklıyordu. XII. yüzyılın sonlarında güney Fransa'da Arles'de yapılan Saint-Trophime kilisesinin giriş sundurması (portiko'su) bu üslubun eksiksiz bir örneğidir (resim 115). Görünümü Roma zafer taklarının mimari ilkelerini hatırlatır (sayfa 119, resim 74). Lento'nun, yani kapı kirişlerinin üzerindeki "timpani" adıyla da tanımlanan alınlık tablasında (resim 116), Tanrının tahtındaki İsa'yı Kutsal Kitap'ın dört yazarının sembolleriyle çevrili görüyoruz. Bu semboller: Aziz Markos'un aslan, Aziz Matta'nın melek, Aziz Luka'nın öküz, Aziz Yahya'nın (İncilci Yahya) kartal olarak gösterilmesi Kutsal Kitap'tan kaynaklanır. Eski Ahit'te Hezekiel'in kehanetlerini okuruz. Hezekiel bu kehanetlerde Tanrı'nın tahtının aslan, insan, öküz ve kartal başlı dört yaratık tarafından taşındığını söyler (Hezekiel, i: 4-12).
Sayfa 176 - Remzi Kitabevi·Kitabı yarım bıraktı
"Ayyy! Sıra bana hiç gelmeyecek sandım. Ben Timpani: Dört davulum, bir pedalım var. Tokmakla vurduğunda güçlü bir ses çıkarırım."