Roman, Timur’un torunlarından Zahirüddin Muhammed Babür’ün çocukluk yıllarından başlayarak ömrünün sonuna kadar yaşadığı mücadeleleri, ihanetleri, aşkları ve ideallerini işler. Babası Ömer Şeyh Mirza’nın ani ölümüyle henüz çocuk yaşta tahta çıkan Babür, çevresindeki beylerin ihaneti ve entrikalarıyla karşı karşıya kalır. Bir yandan Semerkand’ı fethetmeye çalışır, bir yandan da Andican’a çekilmek zorunda kalır. Taht kavgaları, ihanetler ve ardı arkası kesilmeyen savaşlar genç hükümdarı yorar; öyle ki bir ara dervişliğe yönelip tahtı bırakmayı bile düşünür. Ancak kaderinden kaçamayacağını anlar ve yeniden ordusunun başına geçer. Onun hayatı, zaferlerle mağlubiyetler, umutlarla hayal kırıklıkları arasında gidip gelen bir yolculuktur.
Romanda Babür’ün kişiliği sadece bir hükümdar olarak değil, aynı zamanda bir insan olarak ele alınır. Gençliğinde aşkı, şiiri ve sanatkârlığı önemseyen; Nevai gibi büyük şairlerle aynı yolu yürümek isteyen bir delikanlıdır. Çocuk yaşta evlendiği Ayşe Bibi ile mutlu olamaz, ama Mahım Sultan’da gerçek aşkı bulur. Ablası Hanzade Hanım’ın ise güzelliği ve fedakârlığı dillere destandır; Babür’ü kurtarmak için kendi hayatını ve aşkını feda eder. Romanın yan karakterleri arasında Babür’ün sadık muhafızı Tahir ve onun aşkı da önemli bir yer tutar. Bu aşklar, fedakârlıklar ve acılar romanı kuru bir tarih kitabı olmaktan çıkarır, insani bir boyut katar.
Babür’ün en büyük rakibi Şeybani Han, zekâsı ve acımasızlığıyla romanın en güçlü figürlerinden biridir. Onun kadınlara düşkünlüğü, iktidar hırsı ve dini bir araç olarak kullanışı, Babür’ün idealist ve sanatkâr kişiliğiyle çarpıcı bir karşıtlık oluşturur. Roman, Şeybani Han’ın entrikaları, Hanzade ile ilgili planları ve nihayetinde Şah İsmail’le yaptığı savaşta başını kaybetmesiyle dramatik bir