Vuslat zamanı tanrı dağları Bakara 28.Ayet Siz cansız iken size can veren Allah´ı nasıl inkâr edersiniz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O´na döndürüleceksiniz. Kur'an-ı Kerim ve Kelime Meali Necdet Kahveci VURAL VURAL Derman efendi 85 yaşındaydı yaptığı nefis yemekler ile çıktığı yürüyüşlerde ettiği sohbetler ile tanınan bu muhterem zat aynı zamanda benim muhterem pederim müstakbel babamdı 5 yıldır beyin küçülmesi yaşıyordu vakti zamanında yerlere hiç çöp atmayan babam derman oğlum dedi biz cansızdık Allah Teala bize can verdi diyordu bende gittikçe unutkanlığı çoğalan babama bir parça can ve umut olabilmek için onun eski hatıralarını yazıyor böylece bizi diriltecek olana dönüş yapmadan geride güzel bir eser kalmasını istiyordu bizi diriltip can verene karşı en güzel vazifemiz dua ettirecek bir eser bırakabilmektir derdi babam evet babamın koluna girdim yıllardır babam annem rahmetli ceylan hanımın fotoğrafını bir an bile yanından ayırmamıştı her yürüyüşümüze çıkışımızda babam annemin fotoğrafını koltuk altına alır evlat cansız iken size can vereni nasıl inkâr ederim diyip babam rahmetli annemin resmine bakmadan mezarına gidip ona dua etmeden sabaha uyanmazdı onun babam en sonunda mağlup olmuş yatağa düşmüştü oğul dedi beni mübarek vatan topraklarına götür biliyordumki babam tanrı dağlarında tekrar dirilecek aslına dönecek belkide anneme yeniden kavuşup vuslata erecekti Atımızla eşşeğimizle yola çıkıyoruz Bakara 4.Ayet: Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar. Kur'an-ı Kerim ve Kelime Meali Necdet Kahveci VURAL VURAL Bundan 5 yıl öncesiydi doktor teşhisi ilk kez o gün Alzeimmer olarak koymuştu gençliğinde küçük çocuklara ahirete iman eden yere çöp atmaz
Edebiyat
Hakkı yenen Türk Emir Timur
Büyük fatih emir timur doğuyor Yusuf’un düştüğü kuyudayım Ne mısıra sultan, ne Kenan’a ferman Sol yanım çürüdü anne murat yildirim @muratyildirim11 On iki hayvanlı Türk takvimine göre tarihler sıçan yılını miladi takvimde ise 8 nisan 1336 yılında gösterdiği gün ay ikiye ayrılmış ayın bir kısmı türk obasının üzerine ışığını yansıtmaya başlamıştı Mevaraünnehir de keş kasabasının barlas kabilesinin beyi Turagay yeni bir seferden gaza akınından dönüyordu hanımı Tekina hatun ise ileride semerkanta hakim olacak bir türk beyine hamileydi Akında pek çok şehit veren Turagay bey hatun dedi sanki bir kuyudayım yusufun düştüğü kuyuda her şehadet eri için bir mezar kazmaya başladı insanlar için ne kadar çok mezar kazarsa o kadar çokta sol yanı çürüyor sol yanındaki ağrı sayısı giderek artıyordu bu şehadet yolcularının uğurlanmasından aylar sonra yeni bir doğum bekleniyordu Turagay beyin sade ve mütevazi çadırında bir bey doğacaktı İlk oğluydu bu Turagay beyin bebek rahim kanalına sıkışmış çıkarılması gerekiyordu operasyonun başında çadır hekimi cihat alper vardı ilk önce rahim yatağını kesti rahim dışarı fırlasada mahir doktor tüm hüneri ile bebeği eline almayı başardı rahim kablosu aynı ustalıkla içeri yerleştirildi ve tekina hatun hayata döndü böylece sultan hemde ferman olacak büyük bir Türk hakanı doğmuş oluyordu emir timur yakında osmanlıyı fethedecekti Kosova savaşı ve yürekteki bahar Yüreğimde hep bahar vardı. Yaradılışım sevince yatkındı. De Profundis Oscar Wilde Tekina hatun bey dedi her şehit veren Türk çadırı mutlaka bir hüzün yaşar ama unutmaki umudu olanın yüreğinde hep bahar vardır yüreğinde bahar olan insanın yaradılışı sevincede yatkın olur diyip turagay beye yeni doğan küçük çocuğu verdi üzerinde kan taşıyan küçük bebek obaya yeni bir savaşçının doğumunu
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İstanbulun fethi için yola çıkanlar Bismillahirrahmanirrahim Gizli konuşmalar şeytandandır... (Mücâdele, 58/10) Televizyonda ilahi bir ses içli sesli eşsiz bir ilahi okuyordu Taleal Bedru Ömer usta gözyaşlarını sildi bu ilahi karşısında küçük osmanına evlat dedi bu ilahi islam tarihinde en çok dinlenen ilahidir Peki hikayesi nedir diye sordu küçük osman ömer baba bak evlat dedi efendimiz SAV Mekkeden Medineye girer iken yer ve gök secde etmekteydi Rabbe ve hep bir ağızdan bu ilahiyi söylediler Efendimiz SAV Mekkede bir çok sınavdan geçti ilk hicret emri sahabelere verildi daha sonra Hz Aliyi kendi vekili tayin eden efendimiz Hz Ebubekir ile birlikte hicret yoluna çıktı ve Allah onu hedefine ulaştırdı evlat iyi bilki gizli ve boş konuşma birer şeytan işidir efendimizin sözü ise yaşayan kuraan ile güzel ahlâktır Allah onun ahlâkı ile yaşayıp dirilenlerden eylesin bizi dedi ve hikaye yarım kaldığı yerden devam etti efendimiz girer iken Medine sokağına onu bekleyenler o geliyor o diyerek coşku ile sevindiler birbirlerine sarıldılar Medine sokaklarını tevhid nağmeleri gül kokuları sarmaya başladı radyoda ise mısırlı arap ses sanatçısı ümmü gülsüm gazelhanları kıskandıran sesi ile ay doğdu üzerimize veda tepelerinden diye okuduğu sırada tüm aile çağrı filmini seyrediyordu ailece birlikte yapılan aktiviteler ne güzel bir tablo aynı anda aynı yere bakmak Kasvanın haşmet ve ihtişamı Bismillahirrahmanirrahim Ve kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir. (Necm, 53/32) Ömer emmi oğlu sınavında başarılı olunca o da bir adak adamıştı hayvan pazarında develer dizi dizi kuzular ise saf saftı kimisi sattığı hayvanı övüyor fakat hayvanın yüzü kızarıp öteye kaçıyordu Sattığı hayvanları överek satan Davut ustaya şöyle dedi ömer emmi
1000Kitap
-varsa- iletimi okuyana merhaba.. bu iletiyi buraya açıklama yapmaksızın sadece linkler üzerinden paylaşacaktım ama ilgilisi, meraklısı olur(sa) diye bu açıklamayı yazıyorum.. geçenlerde burada şu iletiyi paylaşmıştım; #283306674 bu iletide adı geçen kitapları alırken dayanamadım dorlion yayınlarından da bir iki kitap aldım; bkz., görselin sağ üst köşesi; i.hizliresim.com/en08pab.jpeg beni burada takip edenler olsun, yazdığım konu ile alakalı iletilerime denk gelenler olsun burada dönem dönem dorlion yayınlarından aldığım, almayı düşündüğüm kitaplar özelinde yazdığım iletileri bilir, hatırlar.. bilmiyor ve hatırlamıyorsa örnek olarak bkz.; #268538537 , #269070816 , #272679417 , #282355141 , #283166234 , dorlion yayınlarına ait kitapları bazı bazı buraya aldıkça kaydediyorum.. ancak gerek farklı sitelerden olsun gerek aynı siteden olsun bu yayınevine ait kitapların listesi karışmaya başladı.. aynı kitabı farklı sitelerde ekleme yapma, kitapların bir kısmının alışveriş listemde olması, bir kısmının favorilerimde olması, bir kısmının alışveriş sepetimde olması gibi sebepler.. buraya aldığım kitapları kaydettiğim iletiler de dağınıktı.. ben de bu karışıklığı sonlandırmak adına dorlion yayınlarının baskıda, satışta olan 4.660 kitabına tekrardan bakıp buraya almayı, incelemeyi düşündüğüm kitaplar ve aldığım kitaplar şeklinde liste yapmaya karar verdim.. dorlion yayınlarından çıkmış bazı kitaplar yeditepe yayınları, dby yayınları, alfa yayınları, destek yayınları, tarih vakfı yurt yayınları, say yayınları, iş bankası yayınları, ötüken yayınları.. liste uzar gider.. gibi yayınevleri
1393 yılında Sultaniye kentinde doğan Uluğbey 1449’da bir hile ile oğlu tarafından öldürülmüştür (Resim 31). Timur’un torunudur ancak onun ihtirası dedesi gibi saltanat ve hükümranlığa değil ilim ve fennedir. Usturlabın 1.000’den fazla kullanımını bulan Uluğbey’in asıl ilgi alanı Astronomi olup Batlamyus’tan sonra ilk yıldız haritasını yapmış ve Uluğbey Zic’i olarak bilinen yıldız kataloğunu oluşturmuştur. Auzef, Coğrafya: Geçmiş-Kavramlar-coğrafyacılar
Çal çoban çal...
Yıldırım Bayezid Han’ın en sevdiği oğlu Ertuğrul, Sivas’da vali olarak bulunuyordu. Timur Han bütün İran’ı ele geçirip bir kasırga gibi Doğu Anadolu’ya girdi. Osmanlı Devletinin o zamanki en uzak noktası Sivas idi. Timur, hızla Sivas’ı kuşattı ve teslim olmasını istedi. Fakat şehrin kumandanı olan Ertuğrul bunu reddedince şiddetli bir kuşatma başladı. İçeriden elde ettiği adamları, şehrin kapılarını gizlice Timur askerine açınca, Sivas Timur’un eline geçti. Ertuğrul ise bir avuç askeriyle çarpışa çarpışa şehid oldu. Bu haber Yıldırım’a ulaşınca acılar içinde kaldı. Bir yandan Ertuğrul gibi bir oğul, diğer yandan Sivas gibi bir kalenin kaybı onu çok sarstı. Bu yüzden efkar dağıtmak için arasıra Uludağ sırtlarına doğru gezintiye çıkıyordu. Yine birgün yanında veziri olduğu halde dağ eteklerine çıkmıştı. Biraz sonra, koyunlarını otlağa salmış, sırtını bir ağaca yaslamış bir çobanın, kavalıyla içli havalar çaldığını duydular ve oraya yöneldiler. Bir müddet gözyaşları içinde onu dinledikten sonra Yıldırım Bayezid Han:“Çal çoban çal...Keyif de senin, rahat da senin. Kaybettiğin neyin var ki. Sivas gibi kalen mi gitti, Ertuğrul gibi oğlun mu öldü? Çal çoban çal...”