Seni anlayan bir insanı bulmak o kadar zor ki, Tıpkı susuz çöllerde bir gözeye denk gelmek gibi...
İnsan, çoğu zaman içinde bir yerlerin eksik olduğu hissiyle uyanır. Bu, fiziksel bir boşluktan ziyade, ruhun kendine ait bir parçayı başka bir yerde, başka bir zamanda veya başka bir kalpte unutmuş olması gibidir. Bizler, o parçayı ararken aslında kendi iç dünyamızın mimarlarıyız. Ancak bu arayış, çoğu insanın sandığı gibi huzurlu bir yolculuk değil; daha ziyade sessiz bir esarettir. "Her eksik duygu, bir diğerine tutsaktır; onu tamamlayana kadar!" Bu cümle, ruhumuzun neden sürekli bir yerlere yetişmeye çalıştığını, neden bazen huzursuz olduğunu en yalın haliyle açıklıyor. Duygularımız serbest değildir. Bir duygu doğduğunda, kendine ait tamamlayıcı parçayı bulana kadar o eksikliğin ağırlığı altında kıvranır. Tıpkı bir kilit ve anahtar gibi; biri diğeri olmadan, kendi potansiyeline kavuşamaz, sadece tutsak kaldığı o eksiklik hissini besler. Tamamlanmak, aslında bir sona varmak değil, bir hapishanenin kapısını içeriden açmaktır. O parça yerine oturduğunda, artık tutsaklık biter ve insan kendi bütünlüğüne kavuşur. Ancak unutmamak gerekir ki; bu tamamlanma süreci, hayatın bize sunduğu en büyük imtihanlardan biridir. Çünkü bazen eksik olanı ararken, aslında kendimizi tamamlamamız gerektiğini unuturuz. Hayatın her anı, bizi bu eksik parçalara götüren bir köprü gibidir. Önemli olan, o parçayı bulduğumuzda onu tanıyıp tanımayacağımızdır. Çünkü her eksik duygu, sadece kendi dengesini bulduğunda özgürdür.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sevgili Lilyum
Sevgili Lilyum... O gideli beş ay olmuştu. Sesini duymayalı, ondan tek bir satır okumayalı, adını bir mesajın sonunda görmeyeli koskoca beş ay geçmişti. Takvim yaprakları değişmişti, mevsim bile değişmeye yüz tutmuştu ama içimdeki eksiklik olduğu yerde duruyordu. İnsan bazı yokluklara alışır sanırdım. Günler geçtikçe acının hafifleyeceğini, özlemin yavaş yavaş azalacağını düşünürdüm. Meğer bazı insanlar gittikten sonra zaman ilerliyor ama insanın içindeki saat duruyormuş. Neredeydi bilmiyordum. Nasıldı bilmiyordum. Gülüyor muydu, üzülüyor muydu, geceleri rahat uyuyabiliyor muydu bilmiyordum. Bir başkasına benim baktığım gibi bakıyor muydu, bir başkasına benim anlattığım şeyleri anlatıyor muydu onu da bilmiyordum. Bildiğim tek şey vardı; yokluğunun her gün yeniden karşıma çıktığı. Sabah uyandığımda ilk aklıma gelen oydu. Gece uyumadan önce son düşündüğüm yine oydu. Gün içinde bazen bir şarkı çalıyordu, birden onu hatırlıyordum. Bazen bir sokaktan geçiyordum, bazen bir kahve kokusu geliyordu, bazen hiç sebepsiz yere kalbim sıkışıyordu. İnsan birini özlemeye başladığında dünya onun izleriyle doluyor Lilyum. Kaçmak istiyorsun ama her şey onu hatırlatıyor. Ona dair hatırladığım son şey bana kurduğu son cümleydi. "Biliyorum." Sadece bir kelimeydi belki. Ama o kelime beş ay boyunca zihnimin içinde dönüp durdu. Biliyorum... Neyi biliyordu? İçimde saklamaya çalıştığım sevgiyi mi? Her şeye rağmen vazgeçemediğimi mi? Giderken bile onu bekleyeceğimi mi? Yoksa kalbimin o günden sonra uzun süre iyileşemeyeceğini mi? İnsan bazen tek bir kelimenin içine bir ömür sığdırabiliyor. Ben o kelimenin içinde yaşadım beş ay boyunca. Defalarca aklımda aynı sahneyi canlandırdım. Son konuşmamızı, son bakışını, son sessizliğini... Belki başka bir şey söyleseydi bu kadar canım yanmazdı.
Duygu ve Düşünce
"İlahi Arayış" Taslak
Kendi kaleme aldığım "İlahi Arayış" kitabının taslağıdır. Yorum ve görüşleriniz değerlidir. SUNUŞ Hiçbir şeyin olmadığı, zamanın ve mekânın henüz adının bile konmadığı mutlak ve pürüzsüz bir durağanlığın ortasında saf bir bilinç uyanır. Bu bilinç ne biyolojik bir bedene sahiptir ne de sığınabileceği somut bir dayanağa... O, mutlak hiçliğin ortasında tek başınadır. Fakat dışarıdaki bu pürüzsüz suskunluğa tezat olarak, içeride durmadan üreyen, kelimesiz bir düşünce akışı, durdurulamaz bir gürültü vardır. Kendine ilk soruyu yönelttiği an bir 'eylem' olduğunu fark eden bu ilahi irade, rasyonel bir tatminsizlikle sorgu zincirinin en ağır halkasıyla karşı karşıya gelir: 'Ben kimim ve nereden geldim?' Bir tanığı, bir aynası olmayan mutlak teklik içinde bu soru cevapsız kalmaya mahkûmdur. Algısını içindeki bu kördüğümden çekip dışarıya, onu saran boşluğa yönelttiğinde ise o en ağır kozmik paradoksa çarpar: Gözünü nereye çevirse bulduğu tek şey kendisidir. O, bu sonsuzluğun ta kendisidir, yani 'Her Şey'dir; ama aynı zamanda tutunacak tek bir biçimi, sınırı ve ağırlığı olmadığı için 'Hiçbir Şey'dir. Her şeye gücü yeten ilahi bir gücün, kendi kökeninin bilinmezliği karşısında felç oluşunun hikayesidir bu. Bu mutlak yalnızlığın ve cevapsızlığın ağırlığı altında ezilen bilinç, sonunda bu durağanlığı bozmaya karar verir. Sorunun cevabı bu boşlukta gizli değildir; o halde bu sorunun peşinden gidecek olanları, kendini onlarda çoğaltacağı evrenin mimarisini var etmelidir. Kendi bilincinden koparacağı o ilk parça, kime can verecektir?" "İLAHİ ARAYIŞ" UYANIŞ BÖLÜM 1: UYANIŞ "Var mıydı, yoksa sadece öyle mi hissediyordu?" Her şey aniden beliren bir fark etme hissiyle başladı. Hiçbir şeyin olmadığı o yerde, varlığa dair belirsiz bir
Felsefe
Kadim handa,çınar ağacının gölgesindeyim.. Binlerce yıl öncesinden kalma doku sinmiş siyah bazalt taşlarına..Binlerce yıl,tıpkı bir çocuğun yüreği gibi her gün heyecanla anlatıyor geçmişini, gelip geçenleri, bakıp görenleri, durup hissedenleri... Radyoda dingin bir şarkı,reyhan şerbeti, reyhan renginde ahşap masalar,durmadan sallanan çınar ağacının yaprakları ve daha bir sürü şey anın ve zamanın ötesinde,siyah taşların yüreğinde yer edinmeye çalışıyorlar... (SÎYABEND)
Duygu ve Düşünce
Bugün 21 Haziran. Herkes yılın en uzun gününden bahsediyor. Oysa benim için en uzun gün, takvimlerin gösterdiği bu tarih değil; seninle geçirdiğim, yanımda seni hissettiğim. Başının omzumda olduğu, kalp atışlarını hissettiğim o küçük dakikalar varya, İşte benim en uzun zamanım orda saklı. içinde huzur var, mutluluk var, özlem var, sevgi var ve sana dair kurduğum tüm hayaller var. O yüzden kısacık dakikalarım benim için hep 21 Haziran. Bugün güneş gökyüzünde herkese biraz daha uzun süre eşlik etti. Tıpkı senin her içime doğup günümü aydın ettiğin gibi. Sana olan sevgim, senli günlerim, seninle geçirdiğim zamanlar ve sensiz olduğum geceler. Bunların bir zaman ölçüsü yok. Diyemem bir gece sensiz uyudum diye, Asır sürer her gece. Yine diyemem sana sarıldım bir kaç dakika diye, Koca bir mevsim değişir bende. Anlayacağın sevgilim benim senli günlerim Saatlerle, günlerle, aylarla hesaplanmıyor. Bir bakışın, bir gülüşün, bir mesajın bile koskoca bir güne bedel oluyor. Ve ben her geçen gün seni daha çok severken, seninle geçen her anın, her hatıranın değerini çok iyi biliyorum. Eğer bugün yılın en uzun günü ise, ben dileğimi şimdiden tutuyorum, Hayat bana seninle geçireceğim daha çok gün versin. Elini tutabileceğim, gözlerine bakabileceğim, birlikte gülebileceğim, anılar biriktirebileceğim uzun ve güzel günler… Benim en güzel mevsimim sen, en güzel anım sen, en uzun ve en anlamlı günüm de seninle geçirdiğim gün.