Normalde ben incelemeleri söyleşi şeklinde yorumlarım fakat bu kitabı direkt olduğu gibi bütünüyle yorumlayacağım.
Mehmet Ali Birand'ın liderliğiyle, Can Dündar ve Bülent Çaplı'nın yardımlarıyla hazırlanan müthiş bir başyapıt. Türkiye'nin 1940-1960 yıllarındaki siyasal ve içtimaî yaşamını bütünüyle bizlere sunuyor. Okurken aşırı keyiflendim, o röportajlar, anlatım şekli vesaire gerçekten başyapıt olduğunu tasdikler nitelikte.
Baş editörlüğünü Rahmetli ustamız Mehmet Ali Birand üstlenmiş. Eh, haliyle bu eser objektif oğlu objektif. Hatta kitabın yarısına kadar okurken İnönü'nün Müstakil Grup'a eziyetinden, halka eziyetinden dem vurup "Paşa bırak koltuğu, evinde yat. Paşa, ismin lekeleniyor. Paşa artık diktatör olma, Atatürk'ün vasiyetini yerine getir. Paşa artık şu ülkeyi adam akıllı yönet!" şeklinde kendi kendime konuşuyordum. Kitap ilerledikçe, dolaysıyla da Demokrat Parti seçimi kazanınca işler kızılca değişmeye başladı. 1950 Seçimlerindeki Demokrat Parti'nin iktidarı değil de, güç zehrinin etkisini iyiden iyiye göstermeye başladığı 1954 seçimlerinden sonra izlenimim şuydu: "İsmet, gel el at. İsmet, halka in. İsmet, adam akıllı politikalar uygula da geliver. İsmet, sosyalizme kayma Allah aşkına!" şeklindeydi. CHP'nin 1959 senesindeki çıkarttığı o reform paketi, İlk Hedefler Beyannamesi'ni okuyunca o dönemde yaşasam 1957 seçimlerinde kesinlikle Demokrat Parti'nin karşısında CHP'ye oy verirdim diye düşünüyordum. DP'nin vaat ettiği özgürlük yerini otoriteye, CHP'nin otoriter tavrı ise yerini özgürlüğe bırakmıştı.
Buraya kadar misal hak verdiğim siyasî oluşum kronolojisi şöyle: DP->DP->DP->CHP
1957 Seçimlerinden sonra zaten orduda bir hareketliliktir ki almış başını gidiyor. Ordu kaynayan bir kazan gibi fokur fokur kaynıyor. Netice belli, bu işin sonu darbe. Öyle de