Aslında olay şöyle; insan ve diğer canlılarda, göz, deri, saç ve benzeri dokuların rengini oluşturan ana bileşen, melanin proteinidir. Bu melanin proteini, ilgili dokuda ne kadar yoğunsa; o doku (mesela göz) o kadar koyu, ne kadar azsa, o kadar açık tonlu olacaktır.
Siyah göz en yoğun melanin.
Kahverengi göz daha az yoğun melanin
Ela göz biraz daha az melanin.
Yeşil göz daha az melanin
Mavi göz en az melanin.
İşte bu renk pigmenti olan melanini kodlayan, DNA'da bir gen bölgesi vardır. Bu gen melanindeki amino asit sırasını belirler. Buna exone bölge diyoruz. Bir de bu genin hemen bitişiğinde bu genden daha uzun olan ve evrimcilerin eskiden çöp DNA olarak nitelendirdikleri bir gen bölgesi daha vardır ki buna da Intron gen diyoruz.
Bu intron gen bölgesi melaninin ne kadar çok/ az üretileceğini belirleyen en önemli nokta olarak karşımıza çıkıyor.
Epigenetik işleyiş tam da bu intron bölgeler üzerinden yürüyor. Şu anda bilinen beş mekanizması olsa da sadece bir mekanizması üzerinden bu işleyişe bakalım.
Intron bölgedeki nükleotitlerin üzeri -CH, (metil) gruplarıyla kapatılıp açılabiliyor. Metil gruplarıyla kapatıldığında buna metilasyon, metil grupları uzaklaştırıldığında buna demetilasyon diyoruz.
Eğer bu bölge çok fazla metilasyona uğrarsa, melanin az üretiliyor. Yani gen susturulmuş oluyor. Eğer genlerin üzerindeki metil grupları kaldırılırsa, melanin çok fazla üretiliyor. Yani gen aktifleştirilmiş oluyor.
Ne demiştik? Ne kadar melanin, o kadar koyu renk.
İşte güneşe maruz kalmak, güneşten gelen UV ışınları ilgili mekanizmayı tetiklenmesine neden oluyor. Daha bilimsel ifadeyle demetilasyona neden oluyor. Böyle olunca da fazla melanin üretiliyor. Dolayısıyla kişi siyahileşmeye doğru adım adım ilerlemiş oluyor.
İşte olayın aslı astarı bundan ibaret. Bu durum