Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Diş Hekimi
İstanbul
Malatya
90 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Sanatta Maharete Bakılır
Bence bir kalb ve vicdan, fezail-i İslâmiye ile mütezeyyin olmazsa, ondan hakikî hamiyet ve sadakat ve adalet beklenilmez. Fakat iş ve san'at başka olduğu için, fâsık bir adam güzel çobanlık edebilir. Ayyaş bir adam, ayyaş olmadığı vakitte iyi saat yapabilir. İşte şimdi salahat ve mahareti, tabir-i âherle fazileti ve hamiyeti, nur-u kalb ve nur-u fikri cem'edenler vezaife kifayet etmezler. Öyle ise, ya maharettir veya salahattır. San'atta maharet ise müreccahtır.
Sayfa 314·Kitabı okudu
Düşünce
Reklam
Onun(S.a.v) Zatı Hak Olduğuna Delildir
Düşmana da şamil bir tevatür ve icma' ile sabittir ki, bütün ahlak-ı hamidenin en ekmeline maliktir. Ey birader! Görüyorsun ki; bir adam yalnız şecaatla meşhur olursa, o şöhret, ona verdiği haysiyeti ihlal etmemek için kolaylıkla yalana tenezzül etmez. Nerede kaldı ki, cemî'-i ahlâk-ı âliye birden tecemmu' ede. Evet mecmu'da bir hüküm bulunur, ferdde bulunmaz. Netice: Tarih ve siyer ve âsar nokta-i nazarında dikkat olunursa; Muhammed Aleyhisselam dört yaşından kırk yaşına kadar, lasiyyema hararet-i gariziyenin şiddet-i iltihabı zamanında kemål-i istikametle; ve kemål-i metanetle; ve tamam-ı ıttırad-ı ahval ile ve müsâvât ve muvazenet-i etvar ile; ve nihayet iffet ile; ve hiçbir hileyi ima etmemekle beraber yaşadığını nazara alınırsa, sonra istimrar-ı ahlâkın zamanı olan kırk seneden sonra o inkılâb-ı âzim nazara alınırsa; Hak'tan geldiğini ve hakikat olduğunu tasdik etmez ise, nefsine levm etsin. Zîrâ zihninde bir sofestaî gizlenmiş olacaktır.
Sayfa 51·Kitabı okudu
Düşünce
Kur'ân, Allah'ın Kelâmıdır, Mahluk Değildir
İkinci anlamda (mastar isim) kelâm-ı nefsî: Yüce Allah'ın gaybî kelimeleridir. Bu kelimeler, mutlak olarak maddeden soyutlanmış hükmi lafızlardır. Bu kelimelerin, nisbî, hayâlî veya rûhânî olması fark etmez. Bu kelimeler ezelî olup, lafızların gaybî ilmî bir vaz'da art arda gelmeksizin sıralı bir haldedir. O yüzden bu kelimeler, bir zaman içinde bulunmamaktadır. Çünkü eşyanın kendi içinde art arda olması, zamanlı olmayı gerektirir. Bunu bir açıdan şu şekilde anlamak mümkündür. Göz, yazılmış sıralı kelimeleri içine alan bir sayfanın satırlarını bir anda görür. Bu görme esnasında kelimeler sıralıdır, ancak görme esnasında art arda olmamıştır. İşte göklerin ve yerin nuru Allah'ın bildiği tüm şeyler, Allah için ezelidir ve sonsuza kadar var olmaya devam edecektir. Ezelde vaz'i olarak sıralanmış bu gaybî kelimeler arasında ezelî ve ebedi olarak art arda olma durumu takdir edilir. İşte Yüce Allah'ın indirilmiş olan kelâmı Kur'ân, bu mânada maddeden soyutlanmış gaybi kelimelerdir, Allah'ın ezeli ilminde sıralıdır, hakiki olarak art arda değildir. Ancak bu kelâm, varlık alanındaki ve bir zamana bağlı dillerin tilaveti esnasında takdirî olarak art arda olur. .. Kur'ân, Yüce Allah'ın kelâmı olup mahluk değildir. Kur'ân hâdis bir konuma inmiş olsa da, Allah'ın kelâmı olmaktan çıkmamıştır.
Sayfa 175·Kitabı okuyor
Din İslam
Tefsir İlminin Üstünlüğü
Tefsirin gayesi ise, kopması mümkün olmayan o sağlam kulpa tutunmak, dünya ve âhiret mutluluğuna ulaşmaktır. Tefsire olan ihtiyaç ise, daha önce anlatıldığı üzere açıktır. Daha açık bir ifadeyle tefsir, tüm dinî ilimlerin başıdır. Çünkü dinî ilimler, Allah'ın Kitabı'ndan alınmıştır. Bu nedenle dinî ilimler, varlığı ve muteber olması yönüyle tefsir ilmine ihtiyaç duyar. Bu durum, kelâm ilminin de dinî ilimlerin başı olmasıyla çelişmez. Çünkü tefsir ilmi -Yüce Allah'ın kelâm sıfatına sahip olduğu bilgisine bağlı olduğu için- kelâm ilmine ihtiyaç duyar. Kelâm ilmi ise, varlığı ve muteberliği açısından tüm konularında Allah'ın Kitabı'na bağlı olduğu için tefsir ilmine ihtiyaç duyar. Böylece tefsir ve kelâm ilminden her biri, bir yönden diğerinin başı olmaktadır. Ancak söz konusu şeref esasına göre, tefsir ilminin tüm dinî ilimlerinin başı olduğu konusunda hiçbir anlaşmazlık söz konusu olmaz.
Sayfa 150 - 1.cild·Kitabı okuyor
Din İslam
Kaza Kader
Âlûsî, Bakara sûresi 117. âyetin tefsirinde kaza ve kader hakkında şöyle der: "Meşhur olan görüşe göre, kaza ve kader birbirlerinden farklı anlamlara sahiptir. Şöyle ki; kader, meydana gelmeden önce olayların takdir edilmesidir, kaza ise söz konusu takdirin gerçekleştirilmesi ve eylemlerin yokluktan varlığa çıkarılmasıdır. Alimlerin çoğunluğu bu görüşün doğru olduğunu belirtmişlerdir. Çünkü bir hadiste rivayete göre; Hz. Peygamber (s.a.v.), yıkılmak üzere olan bir mağaraya rastlamış ve hızlıca yürüyerek oradan geçmiştir. Bunun üzerine O'na, "Allah'ın kazasından mı kaçıyorsun?!" denilmiştir. O ise şöyle buyurmuştur: أَفِرُّ مِنْ قَضَاءِ اللَّهِ إِلَى قَدَرِ اللَّهِ "Allah'ın kazasından kaderine kaçıyorum." Böylece Hz. Peygamber (s.a.v.), kaza ile kaderin birbirinden farklı olduğunu göstermiştir."
Sayfa 93·Kitabı okuyor
Din İslam
Reklam