"Atatürk, Harp Okulu yıllarında İstanbul'da okurken derslerin dışında eğlenmekten de geri durmazdı. Tatil günlerinde arada bir Beyoğlu'ndaki Zeuve Birahanesi'ne giderdi.
Zeuve, eski bir Alman subayı tarafından işletilen, temiz, tenha ve yabancı gazetelerin de bulunduğu ideal bir mekandı.
Abdülhamit döneminin ünlü hafiyeleri de bu mekana pek uğramaz, orada takılan askerler rahatça vakit geçirebilirdi.
Atatürk, gençlik yıllarında okuldan arkadaşı Ali Fuat (Cebesoy) ile bu mekana giderdi.
Yıllar sonra bu iki insan savaş meydanlarında kader ortaklığı yaptı. Millî Mücadele döneminde el ele verip ülkeyi kurtardılar.
Daha sonra araya siyasi ayrılıklar girdi. Ali Fuat Paşa, Atatürk'ün muhalifleri arasına geçti. Hatta, Atatürk'e Ankara'da yapılması planlanan suikasti haber alıp engellemek için çabalamasına rağmen Atatürk'e haber vermedi.
Bu nedenle mahkemede yargılandı.
Araya giren bu soğukluklardan bir müddet sonra Atatürk, Ali Fuat Paşa'yı 30'larda yeniden vekil yaptı, bakan tayin etti ve yanında bulundurmaya başladı.
Ali Fuat Paşa sık sık Atatürk'le buluşup eski günleri yad ediyordu. Bunların birinde konu Zeuve'a geldi.
Atatürk, Ali Fuat Paşa'ya, 'Zeuve ne hâldedir, bir gün gidip bakalım' dedi. Ali Fuat Paşa ise belki kapandığı veya kötü bir hale gelmiş olabileceği ihtimali üzerinde durdu. Gidip o hâlini görmektense hiç gitmemenin daha iyi olacağını düşündü.
Atatürk 'Doğru, çok doğru. Bırakalım, gençlik hatıralarımız zedelenmeden kalsın' diyerek cevapladı.
Fakat bir süre sonra Zeuve konusu yeniden gündeme geldi. 1933 yılında (muhtemelen Şubat) Atatürk, Ali Fuat Paşa'yı Beyoğlu'ndaki Tokatlıyan Oteli'nde yemeğe davet etti.
Ali Fuat Paşa yemeğe katıldığında pek çok davetli olduğunu gördü. Ama Atatürk'ün yanına oturtuldu. Yemek sürerken Atatürk eğilip gizlice Ali