Bir adam gelecekte çok rahat etmek için gençliğini, sağlığını ve sevdiklerini ihmal eder. En nihayetinde büyük bir servet edinir ama geriye dönüp baktığında yapayalnızdır, ne dertleşecek bir dostu kalmıştır ne de o paranın tadını çıkaracak dermanı. Bir de akşam eve dönerken fırından sıcak bir ekmek alıp, evinde ailesiyle çorbasına banarak gülen, o anın tadını çıkaran birini hayal edin. Hangisi gerçekten yaşamıştır?
Tolstoy bize tam olarak bunu anlatıyor. Hayatı hep bir sonraki istasyona ulaşma yarışı olarak görüyoruz. Ev alalım, araba alalım, kariyer yapalım derken elimizdeki en değerli şeyi, yani şu anı ve sevgiyi çöpe atıyoruz. Oysa dünya malı dünyada kalıyor. Ruhumuzu gerçekten doyuran tek şey, bir insanın gözünün içine bakarak hissettiğimiz o sıcak bağdır.