Bir 10 Kasım yazısı - Aydın Ünal Onu abartılı övenler ve ona tepki gösterip abartılı yerenler arasında, 5186 Sayılı Kanun’a da muhalefet etmeden hakiki bir Mustafa Kemal yazısı yazmak mümkün mü? Haydi deneyelim… Mustafa Kemal insanüstü bir varlık değildi; olağan dışı kabiliyetleri yoktu. Döneminin her Osmanlı subayı gibi iyi bir eğitim almış, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı şartlarında sahada tecrübe edinmişti. Kendi devreleriyle kıyaslandığında askeri safahatı vasatın altındaydı zira Sofya Ateşemiliterliği, Şehzade Vahdettin’in yaverliği gibi görevlerle ya da sağlık sorunları nedeniyle devrelerine göre daha az kıta vazifesi almış, Çanakkale dışında bir askeri başarı kaydetmemişti. Riske girmezdi. Kudüs’ün işgali öncesinde ordu kumandanlığından istifa ederek Viyana’ya kaplıcalara gitmiş, Medine komutanlığı önerildiğinde reddetmiş, Filistin görevine gönderildiğinde orduyu ağır zayiatla Afrin’e kadar geri çekmişti. Sultan Vahdettin tarafından Anadolu direnişini örgütlemek için gönderildiğinde ordudaki en müsait yüksek rütbeli subaydı; vazife doğal olarak ilk ona teklif edilecekti. İstiklal Savaşı’nın altyapısı zaten hazırdı; zafer, tek adamın değil, kolektif bir çabanın neticesiydi. Mustafa Kemal bir düşünce adamı, bir mütefekkir değildi; bu alanda yoğunlaşacak zemin ve imkân da zaten yoktu. Fikirleri fark oluşturmaktan, özgünlükten, orijinallikten uzaktı. Nitekim ne çağını, ne başka toplulukları etkileyebildi. Fikirleri bugüne de ulaşmadı. Müslüman bir halkı Batılılaştırmak, laikliği İslam toplumunda uygulamak, seküler bir toplum yaratmak gibi “özgün” aksiyonları ise daha sağlığında çökmüş, başarısız olmuştu. __Mustafa Kemal hiç kuşkusuz iyi bir siyasetçiydi: İstiklal Savaşı’nın
Tolstoy ve karısı Sofya
Tolstoy, kendisinden 17 yaş küçük olan Sofya Andreyevna Bers ile evlendi.Tam 13 çocukları oldu 9’u yaşadı, 4’ü hayatını kaybetti.Yani evlilikleri boyunca Sofya ya hamileydi, ya doğum yapıyordu, ya da çocuk emziriyordu. Her gün Tolstoy odasında romanlarını yazarken, Sofya diğer odada çocuk büyütüyor, çamaşır yıkıyor, evi çekip çeviriyordu. Üstelik tüm bunları sessizce yapıyordu — kocasının dikkati dağılmasın diye.Ev işlerinden, çocuklardan arta kalan zamanda ise Tolstoy’un gönüllü sekreteri, asistanı, hatta editörü oldu. “Savaş ve Barış”ı tam yedi kez temize çekti.Sofya, kendisini aslında birçok kadın gibi kocasına, evliliğine ve ailesine adadı. Peki bunun karşılığında ne aldı dersiniz? Tolstoy, bir gün dünyadan elini eteğini çekip, tüm malını mülkünü geride bırakarak yoksul köylüler gibi yaşamaya karar verdiğinde, Sofya’nın yıllarca emek verdiği o adam artık yoktu. Yerine paspal, bitkin, üstü başı dökülen bir köylü gelmişti adeta. Geriye sadece kitapların telif hakları kalmıştı Sofya’ya bir ömür yetecek kadar servet. Ama Tolstoy, 1910 yazında, Sofya’ya fark ettirmeden onu vasiyetinden çıkardı ve kitaplarının yayın haklarını gizlice editörüne devretti.Bir ömür emek, fedakârlık, sessizlik…Ve sonunda ihanete benzeyen bir yalnızlık. Söyleyin şimdi,bu dünya kadınlar için cehennem değilse, nedir?
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Eşi Sofya, ünlü yazar Tolstoy için şöyle demişti: Eğer bu adam kadınları yazdığı kadar iyi tanısaydı, onunla çok mutlu bir hayatımız olabilirdi.” Belki de Tolstoy, kadınları yazdığı kadar derinlemesine tanıyordu, ama asıl mesele onları anlamaktan çok, onları olduğu gibi kabul edebilmekti. Gerçek hayat, kelimelerle anlatılandan daha karmaşık ve bazen, yazmak kadar kolay değildir. Sofya’nın dile getirdiği şey, belki de Tolstoy’un ilişkilerinde tam anlamıyla var olamamasının sebebiydi: Yazdığı kadınları sevmek, yaşadığı kadını sevmekten farklıydı kim bilir…
Duygu ve Düşünce
Anna Karenina' yı bir de bu gözle okuyun
Dünyanın yazılmış en iyi romanı kabul ediliyor. Tolstoy Anna Karenina romanını yazmaya başlamadan önce Peter ve Great adlı tiyatro oyunu üzerine çalışıyordu. Ancak arkadaşına yazdığı bir mektupta seçtiği projenin zorluğundan ve ilerleme kaydedemediğinden yakınıyor. O günlerde komşusu Bibikov’un metres hayatı yaşadığı kadın, Bibikov’un başka bir kızla evlilik planları yaptığını öğrenince evden kaçar ve kendini trenin altına atarak intihar eder. Geride bıraktığı notta, “Katilim sensin,” diye yazar sevgilisine. Bu olay Tolstoy’u derinden etkilemiştir. Polis titizliğiyle konuyu araştırır, cesedi görür ve zavallı kadının yaşamını hayal etmeye başlar. Karısı Sofya güncesinde, kocasının yüksek sosyetede yolunu şaşırmış evli bir kadın tipi yarattığını, kadını suçlu değil de, acınacak halde göstermek istediğini yazıyor. Anna’nın suçlu mu yoksa acınacak halde olması mı daha kötü, bilemiyorum, ama okur olarak ona ne acıyoruz ne de onu suçluyoruz, aksine ona hayranlık duyuyoruz, cesaretini kıskanıyoruz ve mantığına hayran kalıyoruz. Eğer ahlak kurallarını yaratan çoğunlukla aynı pencereden bakıyor ve ona göre yargılarımızı oluşturuyorsak Anna’yı suçlamalı ve ölümüyle adaletin sağlandığını düşünmeliyiz. Okur zayıf, suçlu ya da acınacak bir roman karakterinin hayatını merak etmez, onunla ilgilenmez. *** Tolstoy romanlarında birey ve toplumun hikâyesini, aralarındaki organik bağı göz önünde bulundurarak ele alır ve bu ikisi birbirini çoğaltarak varlığını sürdürür, ama Anna gibi sıra dışı karakterler bu döngüyü tersine çevirebilir, böylece toplumda oluşan kırılma dönüşümü başlatır, buna sanatın gücü denir, zaten hayatı da peşinden sürükleyen sanat değil midir. Okur Anna’nın yaşadığı yasak aşk ve intiharla son bulan yaşamı üzerine odaklansa da roman daha çok devrim öncesi Rus
1K
Gizlenen, gösterilmeyen, hissettirilmeyen sevginin ...
Eşi Sofya, ünlü yazar Tolstoy için şöyle demişti: "Eğer bu adam kadınları yazdığı kadar iyi tanısaydı, onunla çok mutlu bir hayatımız olabilirdi." Önemli olan sevgiyi sözde veya kelimede değil, davranışta veya gerçekte yaşamak. Bu söze en güzle misal Turgut Uyar 'dan : Gizlenen, gösterilmeyen, hissettirilmeyen sevginin zerre değeri kıymeti yok gözümde. Bu duvar da beni çok seviyor olabilir, bilemem…
1000Kitap
Lev Tolstoy
Lev Tolstoy 1828 yılında doğdu. Toprak sahibi, soylu bir ailenin oğluydu. Çocuk yaşta anne ve babası öldüğü için, akrabaları tarafından yetiştirildi. 16 yaşında Rusya'daki Kazan Üniversitesi'ne girdi ama bir süre sonra, resmi eğitime duyduğu tepki nedeniyle oradan ayrıldı ve topraklarını yöneterek kendi kendini eğitmeye karar verdi. 1862 yılında Sofya Andreyevna Bers ile evlendi, on üç çocuğu oldu. Tolstoy, Shakespeare'den sonra dünya dillerine en çok tercümesi yapılan yazardır. Yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından Lev Tolstoy, 1910 yılında, Issız bir tren istasyonunda, zatürreden öldü.✍
Edebiyat & Roman