Şeriat ehlinin, ruhun hakikatini bilmeye işaretleri olmadığı için, din yolunun başlangıcında yine bu işe başlayanlar için onu bilmeye lüzum yoktur. O safhada lâzım olan mücahededir. Bir kimse, şartlarına uyarak, rükünlerini yerine getirerek mücahede yaparsa, şüphesiz hiç kimseden işitmeden onun kalbi ruh marifetine sahip olur.
Bakır ve pirinci kırmızı altın yapan maddi kimya zor ele geçtiği gibi, insanlık cevherlerini hayvani bulanıklardan arıtıp melekler safiyetine eriştiren, onu altın gibi paslanmaz ve devamlı yapan mücahede kimyası da zor elde edilir. Bu kitaptan maksat, hakikat ilacının ecza ve bileşimini okuyucularına kolaylıkla açıklamaktır. Bu sebeple bu kitaba «KİMYA-YI SAADET» adını verdik. Bağışlayan Allah'tan niyaz ederim ki, onu adına uygun ve kimya gibi hizmete lâyık eylesin. Bilhassa bu kimya diğer kimyalardan üstündür. Hatta kimya adı buna hakikat, diğerlerine mecazdır. Çünkü diğer kimyaların değer ve itibarı, bakır ve pirinci paslanmaktan koruyup onlara geçici hayatta bir miktar safiyet vermektir. Bu kimya ise, bizzat büyük nimetlerin ve ebedi hayatın sebebidir. Zira hayvani sıfatları insani sıfatlara, nefsani halleri rûhbaniyete tebdil eden bu kimyadır ve yine ebedi mutluluğun rabıtası, sonsuz saadetin vasıtası bu kimyadır.
Bilki, esfel-i safilin, nefsani bir hâl olup şehvet ve kızgınlığa esir olmaktır. A'la-yı illiyyin ise, rûhani bir derece olup onun vasıtasıyle akıl, kızgınlık ve şehvete hâkim olup «Haydi (iyi) kullarımın arasına gir. Cennetime gir» hitabına mazhar olan kulların zümresine girer. İnsan, meleklere mahsus bu sıfatla Allahu Teâlâ'nın cemaline o derece ünsiyet peyda eder ki, ondan bir an ayrıldığı takdirde, her türlü nimet ve rahatlığa sahip olan sekiz cennetle teselli bulmaz. Demek ki, noksan ve aşağı yaratılan kötü nefisler, ancak mücahede ve gerçeği arama ilâcıyle arınabilirler.
Bundan sonra bil ki, bu dünya ticarethanesinde dolaşan insanoğlu boş yere yaratılmamıştır. Hatta gökteki ve yerdeki bütün zerreler lisan-ı haliyle: «Ben boşuna yaratılmadım» der. Madde ve ruh tılsımı, değişik işlerin, zıt şekillerin bulunduğu bir hikmet gemisi ve ibret aynasıdır. İnsanın dünyadaki varlığının bir başlangıcı var ise de, âhiretteki varlığı devamlı ve sonsuzdur. Maddi yapısı sufli ise de, manevi ruhu ulvidir. Yaratılışın başlangıcında tiynetine, kötü ve hayvani vasıflar karışıp «şüphesiz nefs kötülüğü emreder» tuzağına düşmüş ise de,
kötülükle mücadele çömleğinde ve iyiliği arama potasında bulanık, çirkin ve şeytani sıfatlardan arınıp pâk olur. Ve «Ey mutmain nefs, Rabbine dön» nidâsiyle esfel-i safilinden (en aşağı dereceden) kurtulup a'la-yı illiyyine (en yüksek dereceye) uçup ulûhiyet kapısında ve Rabbinin sarayının yakınında yuva yapar.