Bir kimsenin mizâcında ev, eşya ve giyime düşkünlük varsa şeytan onun bu za’fından faydalanır. O’nu, evini güzelleştirmeye, duvarlarını ve tavanlarını süslemeye ve odaları genişletmeye çağırır. Güzel elbiseler ve bineklerle gözünü teşhir eder. Öyle ki, artık bu durumda olan kişi uzun emellere dalar. Hiç ölmeyecekmiş gibi hareket eder. Şeytan O’nu bu raddeye getirdi mi, artık yakasını salıverir. Çünkü bu durumdaki bir insanın hevesleri birbirini takip eder. Bir an gelir ki, o böyle şeytanın yolunda, hevâ ve hevesinin peşinde ömür tüketirken ecel kendisini yakalayıverir. Böyle bir kimsenin imansız gitmesinden korkulur. Allah korusun!
Bir ara Allah, Yuşâ Aleyhisselâm’a vahyeder:
— Ey Yuşâ, kavminin hayırlılarından kırkbinini, şerirlerinden de altmış binini helâk edeceğim!
Yuşâ aleyhisselâm sorar:
— Ey Rabbım, şerirleri anladık, hayırlıların günahı ne?
Şânı yüce olan Allah buyurur:
— Çünkü onlar (hayırlılar) şerirlerle yiyip içiyorlar.
Peygamberimiz aleyhisselâm bir hadislerinde buyururlar ki:
— Kim, bid’at işleyen birisinin bid’atına mâni olursa Allah O’nun kalbini güvenle, îmânla doldurur. Kim, bid’at sahibine karşı çıkarsa Allah, kıyamet gününün korkusundan onu emin kılar. Kim, iyilik etmeği emreder, fenalıktan menederse O, yeryüzünde Allah'ın, Allah'ın kitabının ve Resûlünün halifesidir.
Peygamberimiz aleyhisselâmın bir hadisleri şöyledir:
— Âhir zamanda ümmetimden bir kısım kişiler vardır ki, câmi ve mescidlere gelerek halka olup otururlar. Bütün zikirleri ve düşündükleri dünya ve dünya sevgisidir. Onlarla aslâ oturmayın. Allah’ın onlarla bir haceti yoktur.