📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Tasavvufun ne olduğunu sormuşsun.
Bil ki, tasavvufun çok tarifleri vardır. Fakat özetlemek gerekirse, o (tasavvuf) iki şeyden oluşur.
Bunlar, Allah teâlâ'ya karşı kullukta sâdık olmak ve insanlara karşı muâmele ve münâsebette fedâkâr ve diğergam olmaktır. Bu iki hasleti kendisinde gerçekleştiren herkes, tasavvuf ehli ve sufidir. Bunun için, ayrıca bir tarikata dâhil olmak zorunlu bir şart değildir.
Bu hasletleri gerçekleştirmeyen bir kimse ise, tarikata dâhil olsa ve sufi olduğunu söylese bile, o bir yalancıdır. Allah teâlâ'ya karşı sâdık olmak, kendi çıkar ve keyfini, O'nun emriyle çatıştığı zaman rahatlıkla ve gönüllü olarak terk etmektir. İnsanlara karşı fedâkâr ve diğergam olmak ise, onların meşrû olan isteklerini kendi kişisel isteklerinden üstün tutmaktır.
Şeriat, herkesin hukukunu kendi hakları seviyesinde tutmayı farz kılmıştır. Onun için, Allah Resûlü Aleyhissalatu vesselâm şöyle buyurmuştur:
"Biriniz kendisi için istediği şeyleri din kardeşleri için de istemedikçe iman etmiş olmaz."
Şeriat içinde daha ince bir disiplin olan tasavvuf ve hakikat ise, başkalarının haklarını kendi haklarından üstün tutmayı öngörmüştür.
-Peki, öğrendiğin bu şeyleri anlat bakalım.
-İnsanlara baktım ve gördüm ki, herkes kendisine bir sevgili seçmiştir. Ancak bu sevgililerin bir kısmı hastalık zamanına kadar, bir kısmı da ölüm zamanına kadar sevenleriyle beraber olurlar. Bundan sonra onları terk ederler. Bunun üzerine ben, hastalık ve darlık zamanında da, ölüp kabre girdiğim zaman da benimle beraber olacak ve bana ünsiyet verecek bir sevgili aradım. Sâlih amelden başka böyle bir sevgili bulunmadığını görünce de, onu (salih ameli) kendime sevgili ettim.
-İyi etmişsin.
-İnsanlara baktım ve onların nefis ve heveslerine esir olduklarını gördüm. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim:
"Rabbinin azabından korkup nefsini heveslerden çeken kimse için cennet vardır."
Bu tefekkürde, Allah teâlâ'nın sözünün hak olduğunu ve kurtuluşun nefis ve heveslerle mücâdele etmekte olduğunu düşündüm. Bu sebeple, kendimi bu mücâdeleye verdim
ve nefsimi Allah teâlâ'ya itâat etmeye râzı oluncaya kadar sıktım ve sıkıştırdım.
-Allah, fehm ve gayretini artırsın!
-İnsanlara baktım ve onlardan her birinin dünyaya âit ve burada kalacak olan bir şey için çalışıp didindiğini gördüm. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim:
"Dünyada kalan şeyler yok olucudur. Allah yanında olan şeyler ise kalıcıdır."
Bundan anladım ki, yığılıp biriktirilen şeyler zâyi olup gidecektir. Bunun üzerine, çalışıp kazandığım şeyleri fakir ve muhtaçlara dağıtıp onların Allah teâlâ yanında kalıcı hale gelmelerini sağladım.
-İyi etmişsin.
-İnsanlara baktım ve gördüm ki, kimileri şeref ve yüceliğin dost ve akraba kalabalığında olduğunu, kimileri onun mal ve evlâd çokluğunda, kimileri de onun gasp, zulüm, zorbalık ve kabalıkta olduğunu zannediyor ve onu bu yollarla kazanmaya çalışıyorlar. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim:
"Allah yanında en şerefli
Hergün Allah teâlâ katından bir çağrı bütün kalplere yöneltilir. Gâfil olan kalplerin duymadığı bu çağrı şöyledir:
"Ey kul! Sen yalnız bana muhtaç iken, başkasına gösterdiğin bu önem nedendir?"