Kitaplar, kütüphane, kalabalık ve yalnızlık
Dün hem güzel hem de biraz değişik bir kitaba başladım ve çoook uzun aradan sonra ilk kez bir kitabı okurken sabahladım: Akşamımı, uyku saatimi tamamen onunla değerlendirdim. Bunu lise de çok yapardım. İnsanların saçma Dünya sisteminde kafeste gibi hissederdim ve sanki onlar bana nasıl açacağımı ya da demirlliklerini vs. nasıl bükeceğimi öğretir gibiydi. O yüzden çoğu zaman yemekten, uykudan vs. ödün verirdim. Ve bu 16 saati bile bulabilirdi. Kitabı okurken bazen sesli düşünüp kahkaha attığım veya ağladığım için hastane gibi hissettiren kütüphaneleri sevmemiştim: Ortamı unutup bir kere kahkaha patlatmıştım. Sonrsdan ortak olduğum duyguya şükrederken fark edince kafamı deve kuşu misali gömmüştüm. Gülünce kafanı ya da bakışlarını illa kitaptan kaldırırsın ya, öyle olmuştu. -Ve çoğuna sırtımın dönük olması da şükür sebebimdi.- Bir an kaçmak isterken bir an da kütüphaneden en son çıkmayı istiyordum. Arkadaşlarım halime gülmüştü. Bir süre kitapla yüzümü koruma altına almıştım ve sonra kendime ben de güldüm. Bu tarz şeyler kütüphanede normal değil mi, burada bile bu normallik anormal karşılanıyor. Sınıfların, dışarının ve gün ortasının içinde ders çalışabilen ya da kitap okuyabilen biriydim. Biz sessizliği sınavda pek çoğaltamayacağımızın farkında olarak sesli ortamlarda bağışıklık kazanmıştık. Böylesine de çözümcüldüm. (: O ortamda biri gülseydi ilkte şaşırıp ben de gülerdim. Saçma sapan ya da kötü kötü bakmazdım. Sadece gezinmek ve kitap toplamak için güzeldi. Başka hiçbir albenileri yoktu. Ben mi gariptim onlar mı bilmem ama 1 denemeden sonra hep gitmeye hep bahane bulmuştum. Kasvetli ortam gibi geliyor ve ders çalışma alanı dahi öyle hissettirdi. O an normalde sevdiğim sessizliğin öyle hissettirişini de garipsedim çünkü oraya bayılacağımı düşünüyordum. O yüzden biraz
Duygu ve Düşünce
En küçük bir memur olmak için bile sağlık muayenesi şart olduğu halde bu deliler nasıl oluyor da kaderimize hükmeden yerlerde bulunabiliyorlar. OĞUZ ATAY
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Murat Kesgin Hayallerin Uğruna Savaşmalısın! BANA YAPAMAZSIN DEDİLER. NE Mİ YAPTIM? KRALINI... Sana tutup da pozitif düşün istediğin her şey gerçek olacak diyecek halim yok. Çünkü bu kocaman bir PALAVRA. Yok efendim kainat sana torpil geçiyor, vay efendim evrene gel gel diye pozitif duygular gönderiyorum istediğim her şey oluyor. bla bla bla... Arkadaşlar yok öyle bir şey. Ticari amaçlı yazılmış, birbirinin kopyası olan kağıt israfları onlar. Aklınızla alay etmelerine izin vermeyin. GERÇEKLERLE YÜZLEŞİN. Bu kitapta seni gaza getirecek öyle süslü cümleler falan yok. Aksine acı gerçekler ve o gerçeklerle yüzleşmen için izlemen gereken adımlar var. Ömrüm boyunca çok fazla psikolojik savaş verdim. İntihar düşüncelerine varan bunalımlı ruh halinden kendimi kurtarmayı başardım ve istediğim hayata kavuştum. Bugün istediğim eşe, işe ve eve sahibim. Her şey sızlanmayı bırakıp harekete geçmemle başladı. Ben bu serüvenimi seninle paylaşacak ve bildiklerimi sana anlatıp yardımcı olmaya çalışacağım. Çünkü eğer şu an bu yazıyı okuyorsan eminim sen de çok fazla psikolojik savaş vermişsindir. Seni anlayabiliyorum. Okudukça senin de beni anlayabileceğini düşünüyorum... Tekrar uyarıyorum, bu sana yalandan gaz veren o klişe kişisel gelişim kitaplarından deği. Sana gaz vermeyeceğim, gerçekleri anlatacağım. Gerçeklerle yüzleşmeye korkuyorsan sakın okumaya tenezzül etme. Aksini düşünüyorsan, SAVAŞIMIZ BAŞLASIN.
Güneş bile bugün benim enerjime ayak uydurmuş, resmen bana göz kırpıyor Bana torpil geçmiş gibi … Bu ne güzellik böyle …! Keyfime diyecek yok ..😎☀️
İt olana tasma yerine taç takanlara duyrulur: Baya tuzlu oldu (:
Bugün 2 ölçek mini tartoletlerin yarısıyla çikolatalı kurabiye yapacaktım. Dün akşamdan hamuru hazırlayıp dolaba atmıştım. Normalde ince tanecikli tuz kullanıyoruz ve ben buzdolabı poşedinde şeker (!) buldum. O an taneciğine göre karar kıldım ve biraz loştu. Tuz olmasının mümkünatı yoktu. Ve damla çikolata koyacağım için normalden az şeker koydum. Hamurun tadına bakacaktım unuttum. Bugünle birlikte toplam 3.30 saat harcadım. Bizimkilere kahve yapıp götürdüm. Ablamla konuşurken anneme de yemesi için ısrar ediyordum. Kadın yedi ve "Bu ne böyle tuzlu baya?" dedi. Tipiyle şaka yapıp yapmadığını anlamadım. Sonra ablam da ısırdı ve ağzından direkt hafifçe tükürdü. Ve "Haahahaa çok komik tamam, şimdi sıra bende." deyip kahveye bandırdığımı daha ısıramadan baya tuz tadı geldi ve "Ohaa şaka değilmiş. İnanmıyorum bu nasıl tuz olabiliiirr?" ama sona doğru sinirden ağlamaklıyım. "ŞEKER BÖLÜMÜNDE TUZUN NE İŞİ VARDI? BUZDOLABI POŞETİNDE TUZU KİM KOYDU?" diye biraz sinirlenirken bir sıcak bastı, bir tansiyonum düştü anlatamam. Güldük de baya ama hep sinirden ve öyle böyle yaşanan aptallıktan. "Sahte meyve tabaklarına benziyor: Biz ona bakıyoruz o bize bakıyor ama yiyemiyoruz. Hoş bu gerçek ama yiyemiyoruz yine de. ><" deyince annemin çözümü "Üzülme ıslatır tavuklara yediririz." oldu. "Bunun yarımını yiyen tavuğun yaşayabileceğini düşünüyor musun, hepsi çöpe. -_-' Ben yapmış olsam bile hiçbir albenisi yok. Sen nasıl yedin anne, delirdin mi?" deyince "Sen ısrar ettin, yemesem üzülecektin." dedi. 🤦‍♀️ Ben zaten minik kurabiye ve minik şekilde yapmıştım. Tatsın istedim ama tuzlu olduğunu bilmiyordum. İlk tepsi de çıkınca normalde tadarım ama tadasım gelmedi, yemek için hep birlikte olmayı bekledim. 😅😅🤦‍♀️ Poşet suçlusu annem. Ve ilk onda patladı. Tuzu seven ben bile o kahveden ötürü
Hayata Dair
yarın sınava girecek olan kardeşime torpil geçip istediği yemeği yapacaktım. getirden sipariş verdim hala gelmedi. yazıklar olsun. torpilim kursağımda kaldı ☹️