Kırk yaşlarında bir beyefendiyle tanıştım. Çok ağır bir insan. “Ağır ağabey” dediklerinden... Eşi ise çocuk gibi, cıvıl cıvıl, kıpır kıpır...
“İkiniz, birbirinizin zıddı olduğunuzun farkında mısınız?” dedim.
Erkek, “Evet. Çok hareketli, çok çocuksu bir eşim var” dedi biraz şikâyet edercesine.
“Eminim eşin de senin çok ağır, monoton olduğunu düşünüyordur...” dedim.
Eşi, “Evet hocam. Kocam çok sıkıcı” dedi.
Adama dedim ki:
“Eğer eşin de senin gibi ciddi biri olsaydı, elli yaşına geldiğinizde doksan yaşında olurdunuz. Senin çocuk ruhlu eşin, içinde unuttuğun çocukla arkadaşlık kuran, onu hayata geri getiren bir nimettir. Karın çocuksu davranışlarıyla seni gençleştirecek, sen de onu olgunlaştıracaksın. İkiniz çocuksu olsanız bir şey yapamazdınız, ikiniz ağır olsanız hızla yaşlanacaktınız. Bunun ortasını bulmanız gerekiyor.
Herkes karşısındakini kendine benzetmek ister. Benzetmeyi başarınca da o kişi kendisi gibi olur. Sonra da kendisine benzettiği kişiden soğumaya başlar.”
Her şeyin dengesi iyidir. Ne fazlası ne de azı... Ortayı bulabilmek...